YAZARLAR

  • BIST 100

    108.782%0,63
  • DOLAR

    6,7671% 0,92
  • EURO

    7,5819% 1,07
  • GRAM ALTIN

    371,34% -0,21
  • ÇEYREK ALTIN

    612,711% -0,21

Adana

03.06.2020

  • İMSAK 03:30
  • GÜNEŞ 05:13
  • ÖĞLE 12:42
  • İKİNDİ 16:33
  • AKŞAM 20:01
  • YATSI 21:36
  • Çarşamba 28 ° / 16 ° Fırtına
  • Perşembe 29 ° / 16 ° Güneşli
  • Cuma 32 ° / 15 ° Güneşli

Yükleniyor

Yükleniyor

Yükleniyor

CHP Adana Milletvekili Müzeyyen Şevkin, “Tutuklu sayısı 500 bine çıkar”

Şevkin, AKP ve MHP'nin yeni getirdiği infaz düzenlemesinin bir değerlendirmesini yaparak, “Getirilecek uygulamanın en net sonuçlarından biri, basit suçlardan kısa süreli hapis cezası alanların da artık cezaevinde girmesi olacaktır” dedi.

RÖPORTAJ: VAHİT ŞAHİN

Yeni Adana Gazetesi olarak başlattığımız seri röportajlarımızın ikincisinde CHP Adana Milletvekili Müzeyyen Şevkin’e söz verdik. Şevkin ile Dünya, Türkiye ve Adana gündemini değerlendirmesi için sorular sorduk. Şevkin’in verdiği yanıtları sunuyoruz.

YENİ ADANA -Tüm Dünyayı ve ülkemizi etkisi altına alan korona salgını virüsü nedeniyle Türkiye'de yapılan mücadeleyi yeterli buluyor musunuz? Salgın hastalığın yarattığı ekonomik ve sosyal sorunlar nasıl ortadan kaldırılmalıdır?
Müzeyyen Şevkin- Dünyayı etkisi altına alan Korona ailesinden Covid-19 virüsü ne yazık ki binlerce insanın ölümüne, binlercesinin de hastalanmasına neden oldu. Tüm dünya ülkeleri özellikle dar gelirli, yoksul, bu süreçte hiçbir gelir elde edemeyen, çalışamayan ve evinde kalmak zorunda olan vatandaşları için olağanüstü çaba harcarken ve ekonomik tedbirleri en üst seviyeye çıkarırken Türkiye’de Cumhurbaşkanı ve Bakanların özellikle ekonomik açıdan bakıldığında vatandaşın acil sorunlarına çözüm üretmekten uzak olduğunu görüyoruz.  Bu salgın bize farklılıklarımızı bir kenara bırakarak birlikte hareket etmemiz gerektiğini açıkça göstermiştir. Sağlık Bakanı Sayın Fahrettin Koca’nın çabalarını görmezden gelmemekle birlikte önceleri test sayılarının yetersizliği, test kitlerinin karaborsada satışa sunulması ve vatandaş testten geçmek için sağa sola koşuştururken bu test kitlerinin bir takım kişilerin elinde tam anlamıyla oyuncak edilmesi kabul edilemez bir durum teşkil etmiştir.

Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun da işaret ettiği gibi bu salgını dayanışma içinde hep birlikte yenmemiz mümkün.

KURUMLAR ARASINDA AYRIM YAPILMAMALI!

Salgının devam ettiği şu günlerde ekonomik ve sosyal sorunlarımızın arttığını söylemek zorundayız. Ancak elbette ki ilk hedefimiz daha fazla insanımızın hayatını kaybetmesine engel olmaktır. Vatandaşı nasıl evde oturtabilir ve salgını nasıl etkisiz hale getirebilirsiniz?

Bu nedenle ivedilikle 5 Şubat 2019 tarihinden bu yana toplanmayan Ekonomik ve Sosyal Konseyi toplamalı, tüm ilgili kurumlar ayrım gözetmeksizin bu konseye davet edilerek çözüm önerileri sıralanmalıdır. Her defasında dile getirdiğimiz gibi sağlık kuruluşlarının tıbbi ve konaklama ihtiyaçları hızla karşılanmalıdır. Kamu sağlık kuruluşlarındaki personel açığı hızla giderilmeli, Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile gönderilenler ise sağlık kuruluşlarına geri çağırılmalıdır. Bu kapsamda Sağlık Bakanlığı’nın atandıklarını belirttiği 18 bin sözleşmeli sağlık çalışanı derhal görevlerine başlamalıdır. Hem salgın hem de milli güvenlik açısından askeri hastaneler açılmalıdır. Adana’daki Askeri Hastane, Numune Hastanesi, Göğüs Hastalıkları Hastanesi ve eski SSK Hastaneleri zaman kaybedilmeden gerekli tadilat ve tamiratlardan geçirilerek hizmete sunulmalıdır. Merkezi yönetim ve belediyelerin eşgüdüm içinde çalışmaları sağlanmalıdır. Geçici olarak kapatılan işyerlerinde; esnafın kira harcamaları Maliye ve Hazine Bakanlığı’nca karşılanmalıdır. Bu işyerlerinde çalışan işçilerin ücretleri asgari ücret üzerinden ve işyeri kapalı kaldığı sürece İşsizlik Sigortası Fonu’ndan karşılanmalı ve çalışanların kredileri 3 ay ertelenmelidir. Çiftçilerin borçları yeniden yapılandırmalı ve faizsiz olarak ertelenmelidir. Okulların zorunlu olarak ücretli öğretmen ve kursiyer öğretmenlerin mağduriyetleri giderilmelidir. Hazine ve Maliye Bakanlığı bu konuda açıklama yapmış olsa da ücretli öğretmen ve kursiyer öğretmenlere henüz aylık bağlanmadığını söylemek gerekiyor. Küçük ve orta boy işletmelerin kredi kullanmaları için Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) yeni bir düzenlemeye gidilmelidir. Konaklama, ulaşım gibi faaliyetler gösteren yerlere kolaylık sağlanmalıdır. Yoksullar için en az 2 bin liralık gelir güvencesi sağlanmalıdır. Kendi sağlıklarını tehlikeye atan sağlık çalışanlarına her ay 2 maaş değerinde ücret yatırılmalıdır. Kamu ve özel işbirliği ile yaptırılan, Hazine garantili ödemeler 1 yıl ertelenmeli. Sağlıkçılarımızla ilgili ayrı bir konuya parantez açmak gerekiyor. Vatandaşımızın canını kurtarmak için kendi canlarını hiçe sayan sağlık emekçilerimiz maalesef bu süreçte bile bazen şiddete maruz kalabiliyor. Parti grubu olarak sağlıkta şiddet kanununun artık yürürlüğe girmesi gerektiğini söyledik. Bu kapsamda 8 Nisan 2020’de meclise sunduğumuz söz konusu yasa maalesef AKP ve MHP’nin red oyları nedeniyle meclisten geçmedi. Dünya Sağlık Haftası’nda sağlık emekçileri için hayati önem taşıyan bir konuda her iki partinin milletvekillerinin bu olumsuz tavırlarını milletimizin takdirine bırakıyorum.

YENİ ADANA -Bağış ve yardımlar konusunda yaşanan siyasi polemiği doğru buluyor musunuz?
Müzeyyen Şevkin- Koronavirüs salgını tüm bireylerin kurallara uyması halinde hayatta kalabileceğini net olarak göstermiştir. Aklın ve bilimin ışığında ilerlemediğimiz sürece bu sorunların üstesinden gelemeyeceğimiz açığa çıkmıştır. Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun da işaret ettiği gibi salgını ancak dayanışma içerisinde olursak yenebileceğiz. Bu olağanüstü ve kritik süreçte bile özellikle CHP’li belediyelerin olağanüstü çabalarının, vatandaşın derdine derman olma arzusunun bizzat Sayın Cumhurbaşkanı ve İçişleri Bakanı eliyle sekteye uğratılması kabul edilecek bir davranış türü değil. Belediyeler yasal olarak yardım toplama hakkına sahipken yardımın ‘tek elden olacağı’ şeklinde garip bir yaklaşım, ya da özellikle CHP’li belediyeleri ‘devlet içinde devlet oluşturma’ girişiminde bulunmakla suçlamak akıllara durgunluk veriyor. Elbette bu siyasi polemiği başlatan sosyal demokrat belediyeler olmadı. CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, partimizi ve kendisini hedef alan sözlere dahi milletimizin hassas durumu nedeniyle cevap dahi vermedi. Her şey açıkça ortada duruyor. İktidar sorunun önünden gitmek ve sorunu çözmek yerine sorunları geriden takip etmeyi tercih ediyor. 

EVDE OTUR DEMEKLE OLMUYOR!

Milletimize 'sen evde otur, iyi olmaya bak, aşın, işin, maaşın benim devletin garantisi altında' demedikten sonra vatandaşı nasıl evde oturtabilirsiniz, salgını nasıl etkisiz hale getirebilirsiniz? Salgınla mücadele amacıyla sosyal mesafeyi artırmak için pek çok işletme kapatıldı. Bu insanlar bugünlerde ne yiyip, ne içecek? Bu insanlara kim sahip çıkacak? Belediyelerimiz dört bir yandan eve kapanan, geliri olmayan vatandaşlarımız için gecesini gündüzüne katarken önlerine engel çıkarılmasının amacı ne olabilir ki? İktidar hem maaş ve fatura ödeme garantisi veremiyor hem de vatandaşın maddi-manevi ihtiyacını karşılamaya gayret eden belediyelerimizi saf dışı bırakmaya çalışıyor. Sosyal devlet ilkesiyle hareket etmeyen iktidar bu da yetmezmiş gibi vatandaştan bağış topluyor. Sonra Kurtuluş Savaşı –ki bu savaşın bizzat ortasında bulunmuş Yeni Adana Gazetesi, tüm olumsuzluklara, yoksulluğa şahittir- yıllarına atıfta bulunularak Tekalif-i Milliye örnek gösteriliyor. Tekalif-i Milliye bir ülkenin varoluş ve kuruluş felsefesine örnek bir girişimdir. Mustafa Kemal Atatürk, bedeli kuruşu kuruşuna geri ödenmek üzere bir devlet oluşturmak için milletin kapısını çalmıştır ve bu uğurdaki fedakarlığı dünyaya örnektir. Şimdi saraylarda oturup envai çeşit yiyecek-içecek tüketenler, 13 özel uçağı bulunanlar, sarayına Sayıştay raporlarına göre günde bir milyon 800 bin lira harcama yapanların bu örneği göstermeye hakkı ve hukuku olamaz.
IBAN NUMARASI VEREN BAŞKA ÜLKE YOK!

Bazı ülkeler işini kaybeden, işletmesi kapanan, sosyal güvencesi olmayanlara nakit desteği, işsiz kalınmayacağı garantisi gibi destekler verirken Türkiye'de ise elektrik ve doğal gaz faturalarının evlere gönderilmeye devam edildiğini hepimiz yaşıyoruz. Pandemi sürecinde milletine IBAN numarası gönderip bağış isteyen bir başka Cumhurbaşkanı var mı bilemiyorum.
AKP iktidarı 17 yılda 2 trilyon 346 milyar dolar harcamış, bu para önceki hükümetlerin kullandığı paranın 3,5 katı. Bu kadar parayı harcayan bir iktidarın vatandaşına sunacağı katkı beklenirken belediyeleri, sosyal demokrat iş insanlarını, hayırseverleri, yardım kuruluşlarını ayrıştırması, bu davranış üzerinden siyasi beklenti içerisine girmesi ülkemize yakışmıyor. 6 Nisan 2020 Pazartesi itibariyle 280 bin 83 aileye ayni yardımda bulunan, 98 bin 588 aileye toplam 30 milyon 408 bin 741 lira nakdi yardım yapan, 231 bin 102 ailenin sularını borçlu olmasına rağmen kesmeyen, belediyelere ait 12 bin 766 iş yerinde kiracı olan esnafın kiralarının erteleyen, 55 bin 964 aileye evde bakım hizmeti sunan, dezenfeksiyon işlemi, temizlik malzemesi temini, ulaşım ve gıda yardımı, bir yerden bir yere nakil gibi farklı alanlardaki 377 bin 801 talebi karşılayan, 2 bin 687 sağlık çalışanına konaklama imkanı sağlayan yüzbinlerce maske ve gıda yardım kolisi dağıtan CHP’li belediyeleri ve parti örgütlerimizi ötelemeye çalışmak kimseye bir fayda sağlamaz. Elbette ki bu öteleme ve ayrıştırma bizleri yıldırmayacak. Gerek parti örgütlerimiz ve gerekse belediyelerimiz salgın sona erinceye kadar birlikte mücadele edecek ve vatandaşın yanında yer almaya gayret edecek, özen gösterecek.

YENİ ADANA -AKP ve MHP'nin yeni getirdiği infaz düzenlemesinin bir değerlendirmesini yapar mısınız? Düzenlemenin daha çok muhalif kesimlere yönelik olarak hazırlanmadığı öne sürülüyor. Bu konudaki düşüncelerinizi alabilir miyiz?


Müzeyyen Şevkin- İnfaz kanununda değişiklik öngören 70 maddelik “Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”, Meclis Adalet Komisyonu’nda yapılan görüşmeler sonunda kabul edildi. Siyasetçiler, gazeteciler, insan hakları savunucularını kapsam dışı bırakan infaz düzenlemesi görüşmeleri meclis genel kurulunda devam ediyor. Yasa tasarısında maalesef yaşam hakkı korunmuyor ve ayrımcılık yapılıyor. Öyle bir yasa geliyor ki içerisinde adalet yok. Mesela rüşvet alan 6 yıl ceza yiyor, getirilen bu düzenleme ile hemen hapisten çıkıyor. Rüşveti yazan gazeteci de 6 yıl hapis cezasıyla karşı karşıya kalıyor ancak 3 yıl 6 ay hapis yatmak zorunda kalıyor. Yasa tasarısında buna benzer çok örnek görmek mümkün. Öte yandan yasadaki indirim ve affın öncelikle siyasal suçları kapsamadığını görüyoruz. Tasarıya hukuki açıdan tartışmalı istisnalar konularak çok sayıda hükümlünün tahliyesini planlandığını ve af niteliği taşıdığını söyleyebiliriz. Parti olarak düzenlemenin Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırı olduğunu düşüyoruz. Cezaevlerinin doluluğu koronavirüs gerekçe gösterilerek yola çıkılan ve eşitlik ilkesini yok edercesine gerçekleştirilecek bir düzenleme hukuki açıdan sorun doğurur. Bunun yanı sıra toplumsal açıdan da çeşitli sorunları beraberinde getirir. Toplumumuz cezaevi koşullarının iyileştirilmesini ve suç oranındaki artışların önüne geçilmesini benimsiyor. Sistemden kaynaklanan temel sorunlar çözülmedikçe af niteliği taşıyan düzenlemeyle sorunların kaynağına inilemez ve çözüm üretilemez. Türkiye’de yargıya güvenin azaldığı bir dönemi yaşıyoruz. Talimatla tutukluluk, muhalif gazeteci ve yazarlar ile sosyal medyada sunulan siyasi eleştiriler nedeniyle tutuklamaların yaşandığını görüyoruz. Dolayısıyla tutuklu ve hükümlüler arasında kesin bir ayrım yapıldığı göze çarpan bu düzenlemede öncelikli muhatabın tutuklular olması gerekir.

ANAYASAYA AYKIRILIK SÖZ KONUSU!

Partimizin bu konudaki şerhi şu şekildedir:
“Hırsızlık, dolandırıcılık, insan yaralama ve öldürme gibi suçlar, toplum üyelerinin malına ve canına ya da çevresel suçlarda olduğu gibi ortak yaşam mekânına zarar vermeye yönelik olduğundan bütün hukuk sistemlerince suç sayılır. Buna karşılık siyasal suçların muhatabı, ilke olarak yöneticiler olup, bu suçların yelpazesi, siyasal rejimlerin demokratik olma derecesini de ortaya koyar. Şu halde, siyasal suçlar, ilgili devlette yürürlükte olan siyasal rejim veya sisteme bağlı olarak değişen suçlardır. Bu nedenle, ‘düşünce suçları’, siyasal niteliklidir. Bu nedenle, indirim ve afta öncelik siyasal suçlara tanınmalı; zaten demokratik hukuk devletinde, şiddet çağrısı içermedikçe ve ırkçı söyleme dönüşmedikçe düşünce suçuna yer yoktur. AKP önerisi, siyasal suçlular ve adi suçlular ayrımını derinleştirmektedir. Teklifte, siyasi tutukluların kapsam dışında tutulması da Anayasa aykırıdır. Terör suçlarında asıl ölçüt, şiddet öğesi olmalı; şiddet kullanmayan ve şiddete bulaşmayan söz, yazı, slogan ve eylemler, şiddet ve silah kullanımından ayrı tutulmalıdır.”
TUTUKLU SAYISI 500 BİNE ÇIKAR!
Getirilecek uygulamanın en net sonuçlarından biri, basit suçlardan kısa süreli hapis cezası alanların da artık cezaevinde girmesi olacaktır. Özellikle sosyal medyada muhalif görüş açıklayanlar ya da iktidarın uygulamalarını, AKP Genel Başkanı ve aynı zamanda Cumhurbaşkanı olan Recep Tayyip Erdoğan’ın açıklamalarına eleştirel yorum yapanlara sıklıkla açılan soruşturma ve davalar neticesinde verilen cezaların büyük bir kısmı artık cezaevlerinde geçirilecektir. Şu anda 300 bin civarında olan tutuklu- hükümlü sayısının çok kısa bir zamanda 500 binlere çıkması kaçınılmaz gözüküyor.

YENİ ADANA -Son salgın nedeniyle gıda sektörü öne çıkmıştır. Çukurova bölgesi de gıda deposu bir yerdir. Tarımın başkenti durumundaki Adana'da salgın nedeniyle ekim-dikim gecikmiş midir? Hükümetin aldığı tedbirler paketinde tarıma ne gibi destekler sağlanmıştır? Sağlanmışsa yeterli midir?

Müzeyyen Şevkin- Hükümetin bu salgın günlerinde tarım sektörüne ve üreticiye sunduğu desteklerden söz etmek mümkün değil. Muhtemel bir gıda krizinin aşılması için tarım ürünlerinin ekim ve dikim dönemini kaçırmadan gerekli hazırlıkların yapıldığını söyleyemiyoruz. Çiftçinin ve tarım işçilerinin sağlıkları tehlikeye girmeden tarlaya ulaşabilmeleri şarttır. Sayın Cumhurbaşkanı, çiftçilere 2020 tarım desteklerinin yarısını şimdiye kadar ödediklerini belirtiyor ancak biliyoruz ki, çiftçiye ödenen paralar önceki yıllardan arta kalan devletin çiftçiye olan borçlarıdır. Ortada bir yanlışlık var. Şayet Tarım Bakanı Cumhurbaşkanını yanlış bilgilendiriyorsa bürokratlarını değiştirmesi gerekiyor. Çiftçinin 2020 tarım destekleri henüz ödenmedi. Tarım topraklarının her geçen gün azaldığı bu günlere koronavirüs salgını da eklenince çiftçi tam anlamıyla bir çıkmaza sürüklendi. Çiftçiyi tarlasına, toprağına küstürmüş bir iktidarla karşı karşıyayız. Üreticiyi toprakla barıştıramazsak ve tarımda derhal üretim planlamasına geçemezsek artık tamamen dışa bağımlı hale geleceğiz. Türkiye’nin bir zamanlar tarımda kendi kendine yeten bir ülke olduğu göz önüne alınarak hareket edilmezse artık gıda güvenliğini teminat altına almamız da söz konusu olmayacak. Türkiye hem salgınla mücadele etmek hem de ekonomisini savunmak, tüm dünyada stratejik önem taşıyan tarımı ve tarım nüfusunu kalkındırmak zorundadır.

ÇUKUROVA ÇİFTÇİSİ TOPRAKTAN UZAKLAŞTIRILDI!

Çukurova Bölgesi için büyük önem taşıyan buğday, ayçiçeği, mısır ürününde her yıl artan ithalatla karşı karşıyayız. Pamuk ekim alanlarımız her geçen gün daralıyor. Tarım nüfusumuz azalıyor. Buğday ürünündeki ithalatımız tüm dünya ülkelerini geride bırakmış durumda. Atalarımızdan kalan tohumlar birer birer yok oldu. Hayvan yeminde dahi dışa bağımlı hale geldik. Yılda 3 ürün alınabilen Çukurova’da çiftçi topraktan uzaklaştırıldı. Narenciyede, karpuzda üretim plansızlığı ve ithalat yerli üreticiyi canından bezdirdi. Bütünşehir Yasası ile birlikte köylerimizde neredeyse tarım yapan insanımız kalmadı. Şimdi önümüze çıkan bu virüs geriye kalan çiftçimizi kara kara düşündürmeye başladı.

Ayrıca Çukurova için özel olarak meclise sunduğumuz ‘Ulusal Narenciye Enstitüsü’ kurulmasına dair kanun teklifimiz genel kurulda görüşülmeli ve kabul edilmelidir.

Unutulmamalıdır ki tarımın yoğun olarak yaşandığı Çukurova Bölgesi, aynı zamanda bir narenciye üretim merkezidir. Bunun yanı sıra tarımda kooperatifleşme desteklenmeli, çiftçinin örgütlenmesinin önü açılmalıdır. Kooperatifleşme çiftçimizin kalkınmasında önemli bir unsurdur. Tarımsal değerlerimiz de çiftçi ve çiftçi örgütleri, kooperatifler aracılığıyla vatandaş için değerlendirilmelidir. Tarım ile ilgili çiftçi desteklenmediği gibi kredi ötelemelerinin faiz uygulanmadan yapılması ve tarım kredi kooperatifi desteğinin arttırılması gerekir.
İktidar mensupları günü kurtarmaya, polemik yaratmak yerine; iklimi, verimli toprakları ve üretim potansiyeliyle Avrupa’nın en büyük alanına sahip Türkiye Cumhuriyeti’ni kalkındırmak için önceliğin tarımdan geçeceğini idrak etmelidir.

(VŞ)

Haber Kaynak : HABER MERKEZİ