YAZARLAR

  • BIST 100

    119.789%0,38
  • DOLAR

    6,8623% 0,07
  • EURO

    7,7530% 0,21
  • GRAM ALTIN

    395,83% -0,04
  • ÇEYREK ALTIN

    653,1195% -0,04

Adana

08.07.2020

  • İMSAK 03:36
  • GÜNEŞ 05:20
  • ÖĞLE 12:49
  • İKİNDİ 16:40
  • AKŞAM 20:08
  • YATSI 21:44
  • Çarşamba 33 ° / 22 ° Gök gürültülü sağanak yağış
  • Perşembe 35 ° / 22 ° Güneşli
  • Cuma 34 ° / 22 ° Güneşli

Yükleniyor

Yükleniyor

Yükleniyor

KILIÇDAROĞLU FOX TV’NİN ÇALAR SAAT PROGRAMINDA

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, FOX TV’de “İsmail Küçükkaya ile Çalar Saat” canlı yayınında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu

Gerçekleştirilen söyleşi şöyle:

İsmail KÜÇÜKKAYA- Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nu davet ettim, o da beni kırmadı sağolsun, ama tabi buraya gelmedi, kurallara uyuyoruz, o da Ankara’da CHP Genel Merkezinde. Sayın Kılıçdaroğlu günaydın, nasılsınız efendim?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Günaydın İsmail Bey, iyiyim çok teşekkür ederim.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Efendim davetimizi bizi kırmayıp kabul ettiğiniz için öncelikle içtenlikle teşekkür ediyorum. Çünkü aslında her birimizin kamusal sorumluluğu var, halkımızın haber alma ihtiyacı var. Sizler de bu konularda çalışmalar yapıyorsunuz. Sizinle bu sabah Korona Virüsü konuşmak istiyorum. Bunun ekonomiye yansımalarını; mesela işçiler, işsiz kalanlar, mesela fakir fukara, garip gureba, onlara ulaşılması gereken yardımlar... Bu konularda neler düşünüyorsunuz, neler talimat veriyorsunuz belediye başkanlarına bunları konuşmak istiyorum. İnfaz sistemini konuşmak istiyorum. Benim tutuklu gazeteci arkadaşlarım var, onlar neden kapsam dışında kalacak bunları konuşmak istiyorum. Yani efendim size sormak istediğim pek çok soru var. Ama önce siz pek çok kişiyle de konuşuyorsunuz, Sağlık Bakanlığıyla da konuşuyorsunuz ama sizin partinizde de bu konuda uzmanlar var, öncelikle Korona Virüsü konusunda siz ne biliyorsunuz efendim, size gelen bilgiler nedir ve bu konuda şöyle kısa bir değerlendirme yapar mısınız çok memnun olurum.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şöyle İsmail Bey, olay Çin’de ortaya çıktıktan sonra doğal olarak sadece ülkeyi yönetenlerin değil siyasete ilgi duyan insanların da bir anlamda kulağı Çin’de oldu ve arkasından bunun yayılma hızını hep beraber gördük. Bu çerçevede bizim yaptığımız çalışma şöyle oldu; 3 ayrı komisyon oluşturduk, hekimlerden oluşan, iktisatçılardan oluşan, sosyologlardan oluşan 3 ayrı komisyon oluşturduk ve olayı bir şekliyle incelemeye çalıştık. İkinci aşama olarak da, tabi Avrupa’ya geldikten sonra, bunun Türkiye’ye yansımaları nasıl olur ve hangi tür önlemler alınmalı bu konuda da özel bir çalışma yaptık ve ilk başta belediye başkanı arkadaşlarımızı uyardık. Özellikle kişilerin evde kalacaklarını da düşünerek, 65 yaş üstü olan tek başına veya herhangi bir evde 65 yaş üstü olan kişilerin adreslerini bütün belediye başkanlarımıza bir şifre vererek kendi bilgisayar ortamımızdan o bilgileri almalarını sağladık. Yani herhangi bir müdahale olduğunda, belediye başkanı 65 yaş ve üstü kişiler nerede hangi evlerde oturuyorlar, yalnız mı oturuyor, iki kişi mi var 65 yaşın üstünde veya bir aile mi var bütün o adresler bir şekliyle verildi bütün belediye başkanlarımıza ve bu konuda hazırlıklı olmalarını istedik.

Bu arada oturduk tabi ne yapabiliriz yani bu virüsün etkileri nedir, dünyada hangi önlemler alınıyor diye o komisyon çerçevesinde şöyle bir şey düşündük. Bu sadece Türkiye için değil aslında bütün dünya için çok önemli bir sorun. Dolayısıyla Türkiye’de eğer bu salgın hastalıkla yani Covid-19 dediğimiz virüsle mücadele edilecekse bunun bir milli dayanışma duygusu içinde yapılması gerektiğini söyledik. Arkadaşlarımıza da bu konuda gerekli talimatı verdik dedik ki, “milli dayanışma duygusu içinde gideceğiz dolayısıyla hani burada bir iktidar, muhalefet kavgasına sakın ola ki ortam hazırlamayalım çünkü sorun hepimizin sorunu.” Yani Covid-19 virüsü A partili, B partili dinlemiyor, A kimliği, B kimliği dinlemiyor, A inancı, B inancı dinlemiyor. Hedef aldığı insandır, dolayısıyla insanlar da bizim insanlarımızdır. 83 milyon kendi insanımız var. Yaklaşık 4 milyon da göçmenimiz var. Yani 87 milyon insanı ilgilendiren bir olaydır. Dolayısıyla bu çerçevede hareket etmek lazım ve şöyle bir strateji üzerinde yoğunlaştık. Dedik ki, bu sorunu çözmemiz için bir stratejinin oluşması lazım. Nedir bu strateji? Önce sağlık. Sağlık konusunda neler yapılmalı? Arkasından gelen, sağlıkta alınan önlemlerin ekonomiye yansımaları ve o yansımaların doğurduğu yoksulluk. Bu konuda neler yapılmalı, oturduk yani ilk açıklamamı şöyle ifade edeyim ben size, ilk açıklamamı 17 Mart’ta yaptım. 17 Mart’ta Ekonomik Sosyal Konseyin toplanması gerektiğini söyledim. 17 Mart’ta yine özellikle işinden olacak olanlara İşsizlik Sigortası Fonundan para ödenmesi gerektiğini söyledim ve pek çok yani 7 – 8 önlemi 17 Mart’ta açıkladım. Sayın Erdoğan sonra bir açıklama yaptı 18 Mart’ta. Orada açıklama tabi bugün eleştirilir mi, eleştirilmez mi bilmiyorum ama çok hazırlıksız yakalandıkları izlenimini edindim. O nedenle 23 Mart’ta bir açıklama daha yaptım, biraz daha ayrıntıya girdim. O ayrıntılar çerçevesinde hareket edilmesi gerektiğini söyledim. Özellikle bu Covid-19 virüsünün yaratacağı paniğin önlenmesi gerektiğini, dolayısıyla bu konuda eğer bir an önce önlemler alınırsa, bu konuda önemli adımlar atılırsa sorunun en az hasarla atlatılabileceğini şahsen düşündüm. Mesela Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulu oluşturdu ne kadar güzel. Ve biz Bilim Kurulunun…

İsmail KÜÇÜKKAYA- Şimdi efendim çok konu var. Mesela bunlardan biri şu, hükümet ve Sağlık Bakanlığı böyle peyderpey bazı uygulama ve kısıtlamalara gidiyor. Ama mesela İstanbul’da, İzmir’de veya bütünüyle Türkiye’de tamamen sokağa çıkma yasağı talep ediyor musunuz siz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi başlangıçta vatandaşlara sadece 65 yaşın üstündekiler sokağa çıkmasın dendi, bu yanlıştı. Çünkü basın toplantısında da söyledim yani 65 yaş ve üstü olan kişi evden çıkmayacak ama onun çocuğu çıkacak işini yapacak, akşam eve gelince zaten bulaştıracak. Yani bu kadar biraz akıl dışı kararları anlamak mümkün değil. “Evde Kal” kampanyası açıldı, bu da tamam güzel ama evde kalınmıyor. Yani sonuçta bu insanlar iş güç sahibi, geçinecekler, aile geçindirecekler, ev geçindirecek, onlara bir güvence verilmesi lazım. Evinizde kalın, sizin sorununuzu biz çözeceğiz denmesi lazım. Evinizde kalın, sizin ekmeğinizi getireceğiz. Evinizde kalın, aylığınızı asgari ücret üzerinden İşsizlik Sigortası Fonundan ödeyeceğiz. Evinizde kalın, şunu şunu yapacağız diye. Bunlar yapılmadı. İşte malum sosyal medyada da, saygın gazeteciler de eleştirdiler yani açıklanan kararlardan birisi işte uçağa binerseniz efendim bilette 18 olan KDV 1’e inecek. Ne ilgisi var yani hem evde kal diyorsun, hem uçağa bin diyorsun. Buna benzer şeyler olumsuz şeyler vardı. 

İsmail Bey, şimdi stratejinin üç ayaklı olması lazımdı. Biz bunu baştan beri söyledik. Birincisi şu, sağlık konusunda Bilim Kurulu hangi kararı veriyorsa o karara uyacaksınız. Çünkü Bilim Kurulu bu işin kalbi, bu işin merkezi. Orada sağlıkçılar var, doktorlar var, yıllarını bu işe vermiş insanlar var. Yani liyakat sahibi olan insanlar var. Sağlık Kurulunun aldığı kararların bir kısmına uyulmadı. Uyulmadığı için toplum bu noktaya geldi ve daha ciddi bir hasarla karşı karşıya kaldı.

İkincisi de şuydu; evde kal dedik, sonra bazı yerlerde karantina uygulandı, sonra herkes evinde kalsın diye bir kampanya bir şekliyle açıldı. Biz evde kalını aştık, evde tut kampanyasını açmamız lazım, kişiyi evde tutmamız lazım yani sokağa çıkmaması lazım kişilerin diye. Şimdi bu kampanyanın getirdiği bir şey oldu işsizlik. Şimdi işsiz kişinin işi var, kahvehaneyi kapattınız, pastaneyi kapattınız, kuaför salonunu kapattınız ve çok sayıda kişi işsiz kaldı.

Bakın ben size bir örnek vereceğim İsmail Bey. Sadece bakın kapatılan işyeri Cumhurbaşkanlığı kararı veya bakanların aldığı kararla kapatılan işyeri sayısı 144 bin 690. Bakın bunlardan bazılarını veriyorum size.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Ne zaman efendim bu?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Berber, kuaför… Bu evde kalın yani sokağa çıkmayın uygulaması getirildikten sonra, yasağı getirildikten sonra. Otobüslere az binin dendikten sonra bu işyerleri de Cumhurbaşkanlığı kararıyla kapatıldı. Yani bu işyerleri kapanacak dedi, herkes evine çekilsin. 144 bin 690 işyeri kapandı.

Bakın şimdi; berber, kuaför, güzellik salonu, bu dükkanlar kapandığı için 504 bin kişi işsiz kaldı. 504 bin kişi evinde herhangi bir geliri yok.

Motorlu kurye çalışanları var hepimiz biliyoruz özellikle büyük kentlerde, bunların sayıları 982 bin kişi ama bunların 500 bini işsiz, diğerleri şu anda hala çalışıyorlar servis yapıyorlar gidiyor.

AVM’lerdeki işsiz sayısı 523 bin kişi.

Kahvehaneler kapandı Türkiye genelinde, 259 bin kişi işsiz kaldı. Bunlar gündelikli çalışanlardır, gündelik o gün kahveden elde edilen gelir kahvenin sahibi tarafından veriliyor, akşam eve giderken ekmeğini, yiyeceğini falan götürüyor.

Kantinler okul kantinleri; okullar kapandı, kantinler kapandı, yurtlarda, üniversitelerde, okullarda 150 bin kişi işsiz kaldı.

Lokanta, restoran, kafe… Bunlar da kapandı 1 milyon 900 bin kişi evine çekildi ve bunlar da işsiz.

Okul servis araçları, okullar kapandığı için servis araçları da çalışmıyor, 360 bin…

İsmail KÜÇÜKKAYA- Bunlar için ne öneriyorsunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi bunlar için şunu söyledik, biz en baştan dedik ki, bunlar eve gidiyorlar doğru, onlara şu güvence verilmeli: Sizin en azından 3 ay ya da bu iş sona erdikten sonra da tekrar işbaşı yapacaksınız, dükkanlarınızı açacaksınız, burada çalışan işçilerin aylığını asgari ücret üzerinden ben ödeyeceğim. Nereden? İşsizlik Sigortası Fonu kaynağından. İşsizlik Sigortası Fonunda 131 milyar lira para var. Şimdi baktığınız zaman gündelikçi ev kadınları var mesela bunların sayısı 1 milyon. Bunlar evini geçindiriyor temizlik yaparak şurada burada vs. Şimdi bunlarla ilgili önlem alın dedik, bakın bunlarla ilgili hiçbir önlem yok. Alınan önlemler nedir İsmail Bey onu da söyleyeyim kısaca. Dediler ki sosyal açıdan… Şimdi ben hep insana dokunuyorum çünkü sonuçta bütün mücadelemin sağlıkta, işsizlikte, yoksullukta, ihtiyaç sahipleri olanlara yardımda hepsinin kaynağı insandır. İnsanımızı korumak zorundayız. Sosyal devlet bunun için vardır zaten. Sosyal devlet beni bugün korumayacaksa hangi gün koruyacak? Dolayısıyla biz kendilerine söyledik bunu yapın diye, şunu yapın diye. Her birisini tek tek öneri olarak da verdik İşsizlik Sigortası Fonunda para var bu parayı ödeyin. Artı kahvehane mesela, adam kapattı kahvehaneyi, berber salonunu ona da devlet şu güvenceyi vermeliydi: Senin kiranı üç ay süreyle ben ödeyeceğim. Zaten dükkan sahibiyseniz bir sorun yok ama kiranı ödeyemeyecek durumda olursan çünkü gelir elde edemiyorsun senin üç ay kiranı ben ödeyeceğim. Dolayısıyla kişi evine rahat kapanabilirdi. Benim işçimin aylığını asgari ücret üzerinden sosyal devlet ödüyor, zaten sigortalıydı, zaten prim yatırıyordu, benim kiramı da sosyal devlet ödeyecek ben herhangi bir sorunla karşılaşmayacağım. Bunlar yapılmadı. Bunlar yapılabilseydi çok daha güzel bir tablo ortaya çıkacaktı.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Sayın Kılıçdaroğlu, şimdi geçen hafta buraya İsmail Küçükkaya’yla demokrasi meydanına Arzu Çerkezoğlu geldi, DİSK Başkanı. Dün de Türk-İş Başkanı, Hak-İş Başkanı bunların da açıklamaları vardı ve siz de dün onlarla böyle Facebook üzerinden yani görüntülü bir video konferans gerçekleştirdiniz. Bugün elimde Yetkin Report’da okuduğum Arzu Çerkezoğlu’nun bir yazısı var, 6 madde öneriyor. İşten çıkarmalar yasaklanmalı bu süreçte. Zorunlu mal ve hizmet üretimi dışında çalışmalar durdurulmalı. Tüm çalışanların gelirleri güvence altına alınmalı. Şimdi efendim siz dün sendika konfederasyon liderleriyle konuştunuz, arkadaşlarım kısa bir video hazırladılar, onu bir izleyelim sonra onlarla ne konuştunuz işçiler için onu size soracağım. Sayın Kılıçdaroğlu ne konuştunuz efendim biraz detay verir misiniz? Mesela işten çıkarma olmasın bunları konuştunuz mu?

Kemal KILIÇDAROĞLU- İsmail Bey; daha önce ben TOBB Başkanına, Türkiye Odalar Borsalar Birliği Başkanına, TÜSİAD Başkanına, MÜSİAD Başkanına ve TESK’in Sayın Başkanlarına çağrıda bulundum. Dedim ki, sizler kendi üyelerinize çağrıda bulunun, bu süreç içinde işyeri kapanan var, işsiz olan var, bir şekliyle işyeri kapananlar hiç kimse işçisini çıkarmasın bu süre içinde. En azından onlara bu güvenceyi versinler diye bir çağrıda bulunmuştum. Bir sendika oturdu bir işveren sendikasıyla bir sözleşme yaptı ve kimsenin işten çıkarılamayacağına dair bir güvence verdi. Bu güzel bir şey. Aslında bunun Türkiye genelinde yaygınlaşması lazım. Şimdi İsmail Bey sorunun özünde yatan şu, şimdi sorunu oturup belli bir strateji üzerine oturtursanız yani nasıl çözeceğinize yönelik bir strateji oluşturursanız o sorunu rahatlıkla çözersiniz. Adım adım ve kararlılıkla gidersiniz. Nedir strateji? Sağlıktı. Kime verdiniz? Sağlık çalışanlarına. Kim var orada? Bilim Kurulu var. Bilim Kurulu’nda kim var? Doktorlar var. Bu konuda hazırlık yapılmış mı? Yapılmış. Eksiği var, yanlışı var şu ayrı bir şey ama bir adım atılmış. İkincisi ne? İşsiz kalanlar. Bunlarla ilgili bir şey yapılmış mı? Hayır. Üç, ihtiyaç sahibi olanlar var bu süre içerisinde. İhtiyaç sahibi olanlar için bir şey yapılmış mı? Çok sınırlı sayıda bir şey yapıldı, onun da ayrıntılarına arzu ederseniz biraz sonra girebiliriz. Demek ki, strateji insan odaklı oluşturulmuş değil rant odaklı oluşturulmuş durumda. Zaten bizim itirazımız da burada.

Şimdi bu sorun nasıl ele alınmalıydı? Sağlık Bakanlığı, sağlık bölümünü aldı. Ekonomik açıdan, sosyal açıdan nerede ele alınması lazım? Ekonomik ve Sosyal Konsey, adı üstünde Ekonomik Sosyal Konsey… Nasıl bir kurul bu? Anayasal bir kurul. En son ne zaman toplanmış? 5 Şubat 2009. Hangi yıldayız? 2020 yılında. Neden toplanmıyor? Ben çağrı yaptım Sayın Erdoğan’a da çağrı yaptım Ekonomik Sosyal Konseyi biran önce toplayın. Neden Ekonomik Sosyal Konsey? Çünkü sağlık bölümünü Sağlık Bakanlığı, ekonomik ve sosyal bölümünü de Ekonomik ve Sosyal Konsey’in çözmesi lazım, öneri getirmesi lazım. Ne demek Ekonomik Sosyal Konsey? Orada işçi temsilcileri var, işveren temsilcileri var, çiftçi temsilcileri var, sağlık temsilcileri var. Yani sivil toplumun hemen hemen her kesimi bir şekliyle var. Orada ne oluşuyor? Bir devlet aklı oluşuyor. Ne demek bu devlet aklı? Sorunu yaşayanlar var, sorunu çözecek olanlar var. İkisi karşılıklı oturuyorlar. İşveren, işçi, çiftçi, emekli diyor ki şu süreçte ben şu sorunlarla karşılaştım. Dolayısıyla sorunu yaşayandan dinliyor. Öbür taraftan da sorunu çözecek olanlar da notlarını alıyorlar ve o çerçevede soruna çözüm üretmeye çalışıyorlar. Bunu söyledim. Sanki ben söylemişim diye hayır efendim biz bunu toplamayacağız. Niçin toplamıyorsunuz?

Bakın, Çankaya’da bir toplantı yapıldı; Türk Tabipler Birliği orada yok, Türk Eczacılar Birliği orada yok, Türkiye Ziraat Odalar Birliği orada yok. Niçin yok? Bunlar sorun yaşamıyor mu? En ciddi sorunu yaşıyorlar. Bakın bunu ne yaptılar sonunda? Dediler ki, biz ihtiyaç sahibi olanlara yardım edeceğiz. Gayet güzel. Ne kadar para ayırdılar? 2 milyar lira. 2 milyar lira, 2 milyon 111 bin aileye biner lira verilecek ve bir sefer verilecek, başka yok zaten para. Başka ne yaptılar? Efendim en düşük emekli aylığı bin 500 lira olacak dediler. Halbuki daha önce diyorlardı ki bin 500 liranın altında emekli aylığı yok. Benim de dilimde tüy bitti, ya yapmayın etmeyin bin 500 liranın altında dünya kadar aylık alanlar var diye. Neyse o da güzel, hiç itirazımız yok bakın, buna da itirazımız yok. Üçüncüsü de bayramda ödenecek emekli aylığını, ikramiyesini erkene aldılar. Başka? Sosyal açıdan vatandaşı rahatlatacak, işsizi rahatlatacak, işinden olanı rahatlatacak, Cumhurbaşkanlığı kararıyla iş yeri kapatılan kuaföründen servisine kadar hemen hemen herkes işsiz kaldı bu süre içinde, hiçbir gelir elde etmiyor. Onlarla ilgili en ufak bir çözüm yok, herhangi bir şey yok. Şimdi beni rahatsız eden bu. Ben işçi sendikası arkadaşları, yani Sayın Erdoğan’ın yapmadığını sorumluluk hisseden bir kişi olarak ben davet ettim, sağ olsunlar geldiler oturduk, malum siz de az önce gösterdiniz, o çerçevede konuştuk.

Şimdi buradan orada söyleyemediğim bir şey daha var, Aile Yardımları Sigortası. Şimdi İsmail Bey, Aile Yardımları Sigortası eğer Türkiye’de olsaydı bütün bu sorunlar çok daha rahat aşılabilirdi. Çünkü Aile Yardımları Sigortası 102 sayılı Uluslararası Çalışma Örgütünün kabul ettiği 9 sigorta dalından birisi; sekizi Türkiye’de uygulanıyor, dokuzuncusu uygulanmıyor. Bunu da her seferinde söyledim. İşçi sendikaları da dile getirsinler, emekli sendikaları da ya da emekli dernekleri de dile getirsinler. Bu işin şöyle veya böyle kıyısında, köşesinde ilgi göstereni, akademisyeni, yorumcusu onlar da dile getirsinler. Aile Yardımları Sigortası olduğu takdirde o zaman hiçbir aile benim gelir güvencem yoktur diye düşünmeyecek. Her ailenin sosyal devlette asgari bir gelir güvencesi olacak. Biz bunu sağlamak zorundayız. Ve bu çağrıyı da yaptım Sayın Erdoğan’a, dedim ki, bakın gelin Aile Yardımları Sigortasını parlamentodan süratle geçirelim, böylece 102 sayılı sözleşmenin dokuzuncu yükümlülüğünü de yerine getirmiş oluruz. Türkiye bu yükümlülüğü yerine getirmeye ne zaman söz vermiş İsmail Bey? 1974 yılında. Dolayısıyla böyle ciddi bir sorunla karşı karşıyayız.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Şimdi efendim buna devam edeceğiz. Saat 10.46’ya kadar devam edeceğiz. Size sormak istediğim çok soru var. Elimde sizin 13 maddelik paketiniz; bunun içinde esnaf var, çiftçi var, emekli var, işsiz var, sosyal yardıma ihtiyaç duyan vatandaşlarımız var. Her biriyle ilgili sorularım olacak. Cezaevinde tutuklu gazeteci arkadaşlarım var, benim meslektaşlarım Barış Pehlivan, Barış Terkoğlu, Murat Ağırel, isimlerini söyleyemeyeceğim pek çok gazeteci arkadaşım var. Onlarla ilgili de sorular soracağım. Ama biliyorsunuz FOX, Türkiye’nin gözbebeği, Türkiye’nin demokrasisinin nefes alma borusu ama bizim tek teminatımız yani bağımsızlığımızın ve özgürlüğümüzün teminatı reklamlar. Şimdi efendim bir reklamlara gidiyoruz daha sonra döneceğiz ve sizinle canlı yayınımız 10.46’ya kadar devam edecek.

Sayın Kılıçdaroğlu bir kere daha günaydın efendim.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Günaydın.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Şimdi önce bir bağış meselesi var. Bu bağış kampanyaları konusu var. Gerek iktidarın, Sayın Cumhurbaşkanının başlatmış olduğu bir bağış kampanyası, gerek sizin özellikle muhalefet partilerinin belediye başkanlarının başlatmış olduğu bir bağış kampanyası. Şöyle kısa bir haberimiz var, onu izleyelim sonra onunla ilgili yorumunuzla başlayalım.

Efendim ne düşünüyorsunuz, nasıl değerlendiriyorsunuz bu tartışmayı?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Efendim Grup Başkanvekilimiz gayet güzel bir şey söyledi, devlet el açan bir kurum değildir. Devlet el açan vatandaşına yardım eden bir kurumdur. Yine bizim inancımızda önemli bir ilke vardır, iyilikte yarışınız der. İyilikte yarışmak varken neden iyilik yapmak isteyenleri iyilik yapmaktan men ediyorsunuz? Bunu anlamak da mümkün değildir.

Az önce Ekrem Bey söyledi, Sayın Erdoğan’ın açtığı bağış kampanyasından çok önce zaten bizim belediyelerimiz çalışıyorlardı. Bizim belediyelerimiz bugün binlerce kişiye nakit yardımı yaptılar. Onbinlerce kişiye gıda yardımı yaptılar, ayni yardım yaptılar. Elektriklerini açtılar, elektrik ve doğalgaz konusunda ilgili firmalara yazılar yazdılar, onları uyardılar açınız bunları diye. Yine kapanan sular vardı, bütün o kapanan suların işyerlerinde veya evlerde borç nedeniyle suların kapanan suların tekrar açılmasını sağladılar. Biz bütün bunların hepsini yaptık.

Bakın şimdi şunu anlamakta gerçekten zorlanıyorum İsmail Bey. Anlamakta zorlandığım konu şu, şimdi yardım kanunu ayrı, belediye kanunu ayrı. Yardım kanununa göre gideceksiniz izin isteyeceksiniz valilikten, doğrudur, kimse buna itiraz etmiyor. Ama belediyelerin hizmetleri var ve belediye gelirlerinden birisi de bağışlardır, kanunda yazıyor bu ben söylemiyorum. Belediye gelirleri kanununda 5393 sayılı kanun, bunun 15.maddesinde “borç almak, bağış kabul etmek” diyor. Belediyeye birisi gelip ben bağış vermek istiyorum dediği zaman belediye başkanı bunu kabul eder. Niçin kabul etmesin? Belediye hizmet kuruluşudur. Okul da yapar, yurt da yapar, fakire yardım da yapar, aşevi de açar, onlara nakit yardımı veri, belli kişilere daha farklı sosyal avantajlar sağlar. Bu belediyenin görevidir. Her belde başkanı kendi belediyesinin sınırları içinde mutlu insanları görmek ister, huzurlu insanları görmek ister. Bizim bütün belediye başkanlarımız daha seçimlerin başında dediler ki, taahhüt ettiler, “hiçbir çocuk yatağa aç girmeyecek.” Şimdi biz bunu taahhüt ediyoruz, bunu yapmak istiyoruz. Efendim bağış alamazsın. Bakınız bunu sadece CHP’li belediyeler için söylüyor aslında. Mesela AK Partili belediyeler de bağış alıyorlar. Üstelik bu yasaklamadan sonra bir AK Partili belediyenin işadamlarına yazı yazdığını, bir işadamları derneğine bize bağış yapın dediğini... Yanlış mı yapıyor? Hayır doğru yapıyor. AK Partili belediye başkanları da doğru yapıyorlar. Birisi gelip yardım yapmak istiyorsa, şimdi vatandaş diyelim ki ben çok varlıklıyım İsmail Bey yardım yapacağım, koli hazırlayacağım 100 tane koli ama kimler yoksul bilmiyorum. Açarım 153’ü belediye başkanına diyorum ki 100 koli yardım yapacağım. Bizim belediyeler şunu yapıyorlar, gelen bağışı alıyorlar, ihtiyaç sahiplerine gönderiyorlar veya veriyorlar veya evlerinde teslim ediyorlar o ihtiyaç sahiplerine diyorlar ki, size bağışı şu kişi yaptı. O ihtiyaç sahiplerinin listesini de bağışı yapan kişiye bildiriyorlar. Bu kadar şeffaf bir düzenleme yapıyoruz bir düzenleme yapıyoruz, bir çalışma yapıyoruz biz.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Sayın Kılıçdaroğlu şimdi merkezi iktidar bir bloke etti hesapları da. Fakat siz de bir talimat vermişsiniz belediye başkanlarına, geçen gün buraya davet ettiğim belediye başkanları onu söylediler dediler ki, “Sayın Genel Başkan bize talimat verdi en önemli işiniz gıdaları ve diğer yardımları ihtiyaç sahiplerine ulaştırmak.” Peki nasıl yapacaklar bundan sonra nasıl talimat verdiniz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Yine yapacaklar. İş dünyasından son derece saygın insanlar var yoksullara yardım yapmak istiyorlar getirecekler, paketleri verecekler veya belediye o paketleri oradan alacak yoksullara dağıtacak. Yoksullara dağıtırken de şu kişinin size yardım amacıyla verdikleri kolilerdir denecek, belediye burada aracılık yapacak. Yani kaldı ki, başka bir şey daha var. Belediye gelirlerinde gene 59. madde var, belediye gelirleri arasında bağışlar sayılmış. Bakın yardım değil bağışlar sayılmış zaten. Yapılan tamamen nedir biliyor musunuz İsmail Bey? CHP’li belediyeler yardım yapmasın elini, kolunu bağlayalım şunu yapsın başarısız olsunlar.

Buradan bütün vatandaşlarıma sesleniyorum, hangi engeli getirirlerse getirsinler bizim belediye başkanlarımız iyilikte yarışacaklardır. Hiçbir çocuk kendi beldelerinde yatağa aç girmeyecektir. Gerekirse bütün masrafları keseceklerdir, hatta gerekirse belediye başkanı aylığını dahi bu işe ayıracaktır. Bu konuda çok açık, çok net bir tavrımız var bizim. Şimdi yaşanan salgın çok derin bir salgın.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Sayın Kılıçdaroğlu şimdi bu elimdeki sizin 14 maddelik öneriler paketinizde çiftçi var, esnaf var, fakir fukara var. En fazla sorulan soru şu, devletimizin kaynağı var mı? Var mı efendim?

Kemal KILIÇDAROĞLU- İsmail Bey, devletimizin kaynağı var mı? Şimdi az önce söyledim, devasa bir Türkiye Cumhuriyeti devleti, görkemli bir Türkiye Cumhuriyeti devleti, temelinde Milli Kurtuluş Savaşı olan bir Türkiye Cumhuriyeti devleti, ilk kuruluşundan günümüze kadar başarılı bir çizgi izlemek için liyakatli kadrolar yetiştiren bir Türkiye Cumhuriyeti devleti. Bugün yeteri kadar kaynağımız var mı? Hayır yok. Üzülerek ifade edeyim yok. Bağış kampanyası açılmasının nedeni de bu zaten. Yani CHP’li belediyelere vermeyin sadece bize verin biz bu yardımı yapacağız. Kaç lira toplandı, az önce açıkladınız, 900 milyon liraya yakın bir para. Bu paranın büyük bir kısmını kim ödedi? Ziraat Bankası, Merkez Bankası, Vakıflar Bankası, kamu kuruluşları yani. Zaten bunlar devletin parası. Yani siz bu parayı alıp kullanıyorsunuz zaten.

Burada bir şey daha var. Bu kurumlar paraları veriyorlar ama kurumlar vergisi beyannamesini verdiklerinde yaptıkları bağışın tamamını vergi matrahından düşecekler. Bir daha söyleyeyim, sevgili vatandaşlarımız dinlesinler, bağış yapıyorum diye afra tafra atıyorlar sonra kurumlar vergisi beyannamesini verdiklerinde, gelir vergisi kanununa göre, 10 numaralı bendine göre, hatta maddeyi size tam olarak da söyleyebilirim, gelir vergisi kanununun 89. maddesinin 10 numaralı bendine göre ifade aynen şöyle, kanundaki ifadeyi okuyorum İsmail Bey… “Cumhurbaşkanınca başlatılan yardım kampanyalarına makbuz karşılığı yapılan ayni ve nakdi bağışların tamamı vergi matrahından indirilir.” Dolayısıyla şimdi bir devlet memuru gidip bağış yaptığı zaman o indiremiyor çünkü beyanname vermiyor. Ama Ziraat Bankası, Vakıflar Bankası, Halk Bankası veya herhangi bir özel şirket bağış yaptığı zaman kurumlar vergisi beyannamesi verdiğinde yaptığı bağışın tamamını vergi matrahından indirmiş oluyor. Kime bağış yapıyorsunuz? Devletin kesesinden. Sağ cepten alıyorsunuz sol cebe koyuyorsunuz. Arada ne oluyor…

İsmail KÜÇÜKKAYA- Sayın Kılıçdaroğlu, bir soru soracağım kusura bakmayın Ankara – İstanbul olduğu için ara ara sözünüzü kesmek zorunda kalıyorum çünkü merak ettiğim ve sormak istediğim çok da soru var. Biz buraya, Demokrasi Meydanına birkaç gün evvel sizin de Millet İttifakındaki ortağınız Meral Hanım'ı, İYİ Parti lideri Akşener’i de davet ettik. O da tabi bu belediye başkanları, Millet İttifakının belediye başkanları, o da bu konudaki duygu ve düşüncelerini açıkladı. Sizinle de hemfikir bu konularda. Şimdi onun da, sizin de gündeme getirdiğiniz bir husus var. Hani bu kaynak tartışmaları söz konusu olunca. Şimdi biz o büyük müteahhitler var ya 5 – 6 büyük müteahhit var en fazla iş yapanlar, özellikle bu garantiler var onlara verilen işte ne bileyim havaalanlarına, karayollarına, köprülere verilen. Bu konuda sizin bir öneriniz var onu bir söyleyebilir misiniz efendim bana bir onu duymak istiyorum.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi ona gelmeden önce şunu söyleyeyim, vatandaşlarım bilsinler. Bakın İsmail Bey, Türkiye Cumhuriyeti devleti kurulduğundan 2002 yılına kadar yani 79 yılda bütün hükümetlerin rahmetli Demirel’den tutun Özal’a, Atatürk’e, İnönü’ye bütün cumhuriyet hükümetleri 79 yılda harcadıkları para, vergi, borç vs. özelleştirme 713 milyar dolar. 79 yılda 713 milyar dolar para harcadılar. Karakaya Barajını yaptılar, Atatürk Barajını yaptılar, Keban Barajını yaptılar, fabrikalar yaptılar, otoyollar yaptılar. Bütün bunları yaparken 713 milyar dolar para harcadılar. AK Parti hükümetleri döneminde yani son 17 yılda harcanan para borçlanma, vergiler, özelleştirmelerle harcanan para 713 milyar dolar değil, 79 yılda kullanılan para değil, 2 trilyon 346 milyar dolar. 79 yılda harcanan paranın 3,5 katı para harcandı. Ve bugün devletin kasası alarm veriyor.

Şimdi gelelim sizin önemli sorunuza gelelim. Şimdi Sayın Erdoğan dedi ki, "fedakarlık yapma dönemidir." Doğru haklı fedakarlık yapma dönemi buna itiraz etmiyorum çünkü kasa tamtakır bir yerlerden fedakarlık yapacağız.

Şimdi soru şu, fedakarlığı kim yapacak? Kahvesi kapatılan kahveci mi yapacak, pastanesi kapatılan pastane mi yapacak, sokakta simit satıp bugün sokakta simit satamayan vatandaş mı yapacak? Sokakta tezgahtarlık yapan kişi mi yapacak fedakarlığı ya da pazarda domates, patates, patlıcan satan, üzüm satan pazar esnafı mı burada fedakarlık yapacak?

Hayır. Fedakarlığı yapacak olan; devletten dolar bazında, devlet garantili milyar dolarlarla, milyon dolarla ihale alanlar yapacak. Bunlar fedakarlığı yapacak. O zaman şunu söyledim ben. Dedim ki, bunlara devletin verdiği bir garanti var. Bu garantileri bir yıl süreyle erteleyin; deyin ki kusura bakmayın, kritik bir süreçteyiz herkesin fedakarlık yapması lazım, sizin de baştan fedakarlık yapmanız lazım, bir yıl süreyle size garanti maranti parası ödemeyeceğiz. Bunu fakir fukara için, işsiz kalanlar için, ihtiyaç sahipleri için kullanacağız deyin. İki, dolar bazında verdiğiniz garantilerin tamamını Türk lirasına çevirin. Bakın ben size sadece bir örnek vereceğim. Toplanan para neydi az önce söylediniz. 800 küsur milyon lira toplanmış. Osmangazi Köprüsünü veriyorum İsmail Bey, 2020 yılında hazineye maliyeti yani hazineden ödenecek, yani bu ülkenin 83 milyonunun ödediği vergilerden ödenecek para 2 milyar 300 milyon lira. Sadece 2020 yılında. Yavuz Sultan Köprüsü için ödenecek 790 milyon lira. 3. Avrasya tüneli için ödenecek para 2020 yılında 300 milyon lira. Sadece üçü bakın diğerlerini katmıyorum, şehir hastanelerini vs. katmıyorum, sadece bu üçü için 2020 yılında devletin hazineden ödeyeceği para 3 milyar 400 milyon lira. Otoyolları da katarsanız bunun içine…

İsmail KÜÇÜKKAYA- Sayın Kılıçdaroğlu, şimdi bugün Aydınlık Gazetesi, bugün ben size farklı gazetelerden manşetler soracağım. Aydınlık Gazetesinde-ki biliyorsunuz hükümeti pek çok konuda destekleyen bir gruptur- Doğu Perinçek şimdi tek çare para basmak diyor. İşçiyi, işsizi, çiftçiyi, esnafı, sanayiciyi rahatlatalım diyor. Şimdi böyle bir öneriyle çıkmış. Siz Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanı olarak ki uzun yıllar ekonomi bürokrasisinde görev yaptınız, SGK’da görev yaptınız, bu öneriye nasıl bakarsınız efendim?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Zaten onun dışında başka bir çare kalmadı İsmail Bey.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Öyle mi?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Eğer bu dediğim ödemeleri kontrol edebilirlerse buradan belli miktarda para alacaklar, tasarruf yapabilecekler. İsrafı önlemeleri lazım. Hala israf yapılıyor. Kanal İstanbul hayalinden vazgeçmeleri lazım. Oraya vereceğiniz 80 – 90 milyar liralık bir yatırımı getirin başka yerlerde harcayın, fakir fukara için harcayın, ihtiyaç sahipleri için harcayın, fabrikalar için harcayın, yeni istihdam alanları yapın. Yani bütün bunları yapmak varken aklı bir tarafa bırakmışız, mantığı bir tarafa bırakmışız. Gerçekten üzülüyorum gerçekten.

Bakın bir örnek vereyim size İsmail Bey, gerçekten içim yandı, dinlediğim zaman yandı. Şimdi ilk başta sokağa çıkma yasağı ilan edilince 65 yaşın üstündekilere, kahveci bakıyor ki kahveye gelen kişi sayısı üçü, dördü geçmiyor. Yanında çalışan üç kişiden ikisine diyor ki sizin işinize son vermek zorundayım çünkü size para ödeyemiyorum. Bu iki kişi ağlayarak geliyorlar, bizim aldığımız ücretin yarısını ver bize çünkü eve ekmek götürecek paramız yok, sadece bu var diyor başka bir şey kalmadı diyorlar. Ve kahveci o kişiye tamam diyor ikinize tek maaş vereceğim bu şekilde yapın. Sonra bu kahve kapandı Türkiye genelindeki bütün kahveler gibi.

Şimdi bu insanlık dramını sonlandırmak için adım atacakken, hala devlet garantisiyle devletten milyarlarca lira parayı alan kişilere siz hiçbir tasarruf yapmayın, herhangi bir fedakarlığa katılmayın ama nasıl olsa devlet memurları var onların maaşından keseceğim. Hakimler var, Yargıtay Başkanı da genelge çıkardı, onların da maaşından alacağım. Öğretmenler var onların da maaşından alacağım, vergileri toplayacağım zaten size bu parayı vereceğim. Ne kalıyor geriye? Para basmak kalıyor. Eğer kontrollü yapmazsanız o da felaket olur.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Şimdi efendim dün İsmail Küçükkaya’yla Demokrasi Meydanında esnafların liderini davet ettik biz burada onunla konuştuk. TESK, Türkiye Esnaf Sanatkar Konfederasyonları Başkanı Bendevi Palandöken’le o da iktidara bir takım çağrılarda bulunuyordu, çünkü esnaf dükkanını kapattı ne yapacak, eve nasıl ekmek götürecek. Küçük bir haber hazırlattırdık onu izleyelim sonra esnafla devam edelim olur mu?

Sayın Kılıçdaroğlu şimdi elimde bugünkü Cumhuriyet Gazetesi var ve orada Kılıçdaroğlu telekonferans yoluyla Türk-İş, DİSK ve Hak-İş Başkanlarıyla görüştü, kimse işten çıkartılmamalı dedi. Sizin sözleriniz bugün Cumhuriyet Gazetesinde böylesine bir manşet olarak yer almış. Esnafla ilgili manşetleri de sizlere aktardık. Peki efendim ne yapacağız? Bundan sonra nasıl, bu salgın daha da devam edecek, çünkü bunun ekonomiye yansımaları da öyle kolay kolay bitecek gibi değil. Bakın Amerika’da 10 milyon kişi işsizlik başvurusunda bulundu. İspanya bütün tarihinde olmadığı kadar işsizlik başvurusunda bulundu. Bundan sonra da bu iş böyle devam ederse ne yapacağız, nasıl çıkacağız?

Kemal KILIÇDAROĞLU- İsmail Bey, az önce söyledim eğer sorunu çözmek için bir stratejiniz yoksa başarı sağlayamazsınız. Strateji neydi? Strateji şuydu, önce sağlık, önlemler alınacak, yasaklar getirilecek, Bilim Kurulunun söylediği kurallara uyulacak. Bilim Kurulunun, Erdoğan’ın değil, Erdoğan’ın söylediğine uyarsanız bugünkü tablo çıkıyor. Ama Bilim Kurulu ta en baştan şunları şunları şunları yapın dedi maalesef onların büyük bir kısmı yapılmadı. Zaten sorun orada. İki; işyerlerini kapattınız ama orada çalışan işçiler için hiçbir önlem almadınız. Kiralık dükkanı kapatılan esnaf için bir şey almadınız. Onun kredi kartı var, tüketici kredisi borcu var, onun için hiçbir şey yapmadınız.

Esnaf bakın az önce değerli bir bilim insanı esnaflarla ilgili bilgi verdi. Ben size şu bilgiyi vereyim, 1 milyon 753 bin 213 esnafımız var. Yani 1 milyon 800 bin civarında esnafımız var. Getirdikleri kural şuydu, önlem, Halk Bankasından eğer esnaf kredi almışsa bunların kredileri belli bir süre yani faizleri, anapara ödemeleri belli bir süre erteleniyor, 3 ay yanlış hatırlamıyorsam erteleniyor. Kaç kişi oradan kredi aldı Halk Bankasından? 264 bin esnaf. Kaç esnafımız vardı? 1 milyon 753 bin 213. Peki diğer esnaf için bir önlem alındı mı? Hayır. İşyeri kapanan esnaf için bir önlem alındı mı? Hayır. Orada çalışanlar için bir önlem alındı mı? Hayır. İsmail Bey daha farklı bir şey. Burada hiç değilse 264 bin esnafın diyelim ki kredi borcu yeniden yapılandırıldı. Çifti için ne yapıldı? Önümüzde bizi bekleyen en ciddi tehlikelerden birisi de bu, gıda açığı. Bu konuda ne yapıldı? Acaba Ziraat Odaları Birliği Başkanı dinlendi mi?

İsmail KÜÇÜKKAYA- Sizin bir öneriniz var 14 maddelik pakette. Çiftçilerin borçları yeniden yapılandırılarak bir yıl süreyle faizsiz ertelenmeli diyorsunuz siz.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet. Çünkü çiftçinin devletten alacağı var İsmail Bey. Tarım kanununun 21. maddesine göre milli gelirin yüzde 1’i oranında, en az yüzde 1’i oranında çiftçiye her yıl destek verilir. Hiçbir zaman yüzde 1’i oranında verilmedi. Çiftçinin devletten alacağı var, çiftçinin Erdoğan’dan alacağı var, ama o alacak ödenmediği gibi çiftçi şu anda borç batağında. Gerçekten samimi olarak söylüyorum borç batağında. Çiftçinin borçları da bir yıl süreyle faizsiz ertelensin, yeniden yapılandırılsın ne olacak yani. Herkes fedakarlığa katlansın diyoruz. Çiftçinin, esnafın sorununu çözmek için az önce söyledim İsmail Bey, bu devlet garantisi dolar bazında para alanların alacakları ertelenirse bu sorun büyük ölçüde çözülür. En azından bir yıl çiftçi de rahatlar, esnaf da rahatlar.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Sayın Kılıçdaroğlu, şimdi en çok gelen mesaj bana günlerdir şu; İsmail Bey diyorlar evde kal diyorsun, tamam kalalım da bir çalışmak zorundayız. Bakın en fazla gelen mesaj bu çalışmak zorunda. İnşaatlarda, karayolu, tünel inşaatlarında çalışanlar, fabrikalarda, atölyelerde, kargo şirketlerinde, PTT’de şurada burada çalışanlar, itfaiye çalışanları, polisimiz, zabıta bunlar. Bu bir kere önemli bir husus. Bir de elektrik, su, doğalgaz faturası. Şöyle sorsam size efendim, siz bugün Türkiye’yi yöneten kişi olsanız ve böyle bir salgınla karşı karşıya kalsak; elektrik, su, doğalgaz faturası konusunda ne yapabilirsiniz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Elektrik, doğalgaz faturalarını askıya alırım. Şimdi bakın biz suyu kesilen aboneler dahil olmak üzere herkesin suyunu açtık. Bizim belediyeler bunu yaptı. Sayın Erdoğan belediye başkanlarıyla konuşurken de "olur mu; doğalgaz, elektrik kesilir mi" dedi. Peki ben merak ediyorum hangi doğalgaz şirketi gerekli önlemleri aldı veya vatandaşı koruma yönünde ben bu süre içinde almayacağım, fatura düzenlemeyeceğim dedi. Hangi elektrik şirketi gereğini yaptı? Hiçbirisi yapmadı, bize gelen herhangi bir bilgi yok. Bunu belediyelere soruyoruz. Ama bizim belediye başkanlarından istirham ettik, dedik ki siz o şirketlere bir yazı yazın yani Türkiye çok ciddi bir süreçten geçiyor, bir milli dayanışmaya ihtiyacımız var sizler de fedakarlık yapın elektrik ve doğalgaz faturalarını bu süre içerisinde uygulamaya koymayın yani belli bir süre sizde fedakarlık yapın diye biz belediye başkanlarımıza öneride bulunduk. Ama bu konuda alınan bir karar yok. Siyasi iktidarın karar alması lazım. Niye karar almıyor, hangi gerekçeyle karar almıyor? Söylemesi kolay, işe gelince yok. Söylemesi kolay, rantiyeden alması gereken parayı almıyor. Rantiyeden alacaksın, milyar dolarları kazananlardan alacaksın. Fedakarlık yapması gereken onlar onlardan alacaksın.

Bakın İsmail Bey, bir şey daha var. Bir KOBİ’yi düşünün, bir esnaf, KOBİ, küçük işletme. Geçmişte bir çek ödemedi diye siciline not düşülmüş bu bankalardan kredi alamıyor. Dedik ki, çok süratli bir şekilde bir sicil affını getirin, sicil affını çıkarın hiç değilse bu küçük işletmeler gidip bankalardan kredi alabilsinler. Bunu atlatabilsinler. Bakın faizli kredi alsınlar yani en azından bunu rahatlatalım. Hala çıkmadı, hala yapmadılar. Niye yapmıyorlar? Ama o milyar dolarlık garanti verilenler talepte bulunsa hemen yaparlardı.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Şimdi diyorsunuz ki efendim 11.madde, bu süreçte yoksullar, işsizler sağlıklarıyla uğraşırken bunların ödeyemediği faturaları düşünmemeleri için süratle bir Aile Yardımları Sigortası, biraz önce söylemiştiniz ama burada bir rakam da var, "Aile Aile Yardımları Sigortas Yasası çıkarılmalı ve her yoksul aileye en az 2 bin liralık gelir güvencesi sağlanmalı." Yani her ay ikişer bin lira mı verilmesini öneriyorsunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Her ay, Aile Yardımları Sigortası çıktığı zaman her ay 2 bin lira ihtiyaç sahibi ailelere - yoksul da demeyelim - ihtiyaç sahibi ailelere her ay 2 bin lira gelir güvencesi vermeli. Sosyal devlet dediğiniz budur.

Bakın ben Fransa’yı gayet iyi biliyorum, orada bir süre kaldım. Fransa’da gelir düzeyiniz ne olursa olsun sizin çocuğunuzun süt parasını sizin banka hesabınıza gönderiyorlar. Pek çok ülke de her aileye geliri ne olursa olsun asgari gelir güvencesi 2 bin dolar vereceğim diyor, bin dolar vereceğim diyor, bin Avro vereceğim diyor, 500 Avro vereceğim diyor. Bunlar gelir güvencesi. Nasıl yapıyorlar bunu? Aile Yardımları Sigortasıyla. Niçin Aile Yardımları Sigortası var, neden olması lazım? Çünkü sağ elin verdiğini sol el görmeyecek. Çünkü yoksulluk yani ihtiyaç sahibi olan aile istismar edilmeyecek. Siyaseten istismar edilmeyecek. Bizim partili, A partili, B partili diye bir ayrım yapılmayacak. Kişi diyecek ki ben aç ve açıkta kalmayacağım. Çocuğum da aç ve açıkta kalmayacak. Bizim asgari bir gelir güvencemiz var. İşimiz yok, işimiz bittiyse devlet Aile Yardımları Sigortası tıpkı işsizlikte olduğu gibi Aile Yardımları Sigortasında da bu yoksul aileler, ihtiyaç sahibi aileler bir gelir güvencesine kavuşmuş olacaklar.

Buradan şunu da söyleyeyim, ihtiyaç sahibi aile veya yoksul aile bir prim ödemeyecek. Yani sigorta primi ödemeyecek, onu da bilmelerini isterim, çünkü bu sigorta dalının özünde primi varlıklı kişilerden, kesimlerden alıyorsunuz.

İsmail KÜÇÜKKAYA- FOX Haber muhabirleri İş-Kur’un önüne gittiler Sayın Kılıçdaroğlu. O manzarayı şimdi size bir sormak istiyorum.

Sayın Kılıçdaroğlu, maalesef işsizlik rakamları artacak efendim. Ne çözüm öneriyorsunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- İsmail Bey, sadece az önce saydığım işyerleri 400 küsur bin işyeri kapanmıştı, o kapatılan işyerlerinde çalışanların sayısı yani işsiz kalanların sayısı şu anda 2 milyonu aşmış vaziyette. Bu insanlar eğer sigortalı iseler belli bir süre İşsizlik Sigortası Fonundan para alacaklar, ondan sonra tamamen işsizler. Bunların hiçbir güvencesi yok. Bunlara herhangi bir şekilde kaynak aktaracak aslında kaynakları da yok. Eğer önlem alamıyorlarsa; bugün bağış kampanyası açıyorlar, biz yapacağız, biz edeceğiz. Bağış kampanyasının arkasına da sığınarak diyorlar ki, bunu milli gücümüzü ortaya koymak için... Hamaset yapıyorlar. Hamaset yapacak zaman mı Allah aşkına? Başka zaman mı bulamadınız? İyilikte yarışacaksınız kardeşim! Bırak belediye de alsın, sen de bağış kampanyası açtıysan aç. Açtığın bağış kampanyası yaraya merhem olmayacak, ciddi önlemler almak lazım, ciddi tedbirler almak lazım. Bunları almadığın takdirde çok daha ciddi sorunlarla karşılaşacağız. İnsanlar açlık konusunda ciddi bir sınav verecek sürecin içine sokulmaya başlandı. Fedakarlık yapanlardan para istemiyorsun garipten, memurdan, işçiden para istiyorsun. Zorla devlet dairelerine illa bağış yapacaksınız diye genelgeler çıkarıyorsun. Bunlar aklın alacağı şeyler değil. Devletin oturup yeniden yapılandırılması lazım.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Sayın Kılıçdaroğlu, biraz evvel size elektrik, su, doğalgaz faturasına dair bir soru sormuştum. Bana en çok gelen soru buydu bunları bir yıl ertelesek diye. Bugün EPDK bir karar aldı, Nurgül Uçar Hanımefendi de bana soruyor, Sevgili İsmail Bey günaydın doğalgaz ve elektrikte sayaçlar okunmadan eski tüketim ortalamasına göre yazılacakmış. Bunu gündeminize alır mısınız efendim bu ne getiriyor, ne götürüyor? Bırakın elektrik, su, doğalgaz faturalarıyla ilgili ödemeleri askıya almayı, sayaç okuması yapılmayacak ama eski otomatik ödeme ortalamasına göre sayaç yazılacakmış efendim. Buna ne dersiniz mesela?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Yani para almaya devam edeceğiz diyor, işin Türkçesi o, parayı almaya devam edeceğiz. Hatırlar mısınız, Sayın Mansur Yavaş "doğalgaz sayaçlarını okutmayacağız" dedi. Okutmayacağız deyince de tabi parayı nasıl alacaklar? O zaman geriye dönecekler, geçmişte ayda ne kadar ödüyorsa aynı miktarda parayı almaya devam edecekler. Yani hiçbir fedakarlığa katlanmayacaklar. Elektrik üretip satanlar da, vatandaşı doğalgazı bağlayanlar da herhangi bir yükümlülüğün altına girmeyecekler. Ama bunlar şunu yapabiliyorlar. Eğer Erdoğan talimat verirse çocuklarının üyesi olduğu vakıflara dünyanın parasını verebiliyorlar. Amerika’daki gökdelenin inşası için 22 milyon dolar para verildi. 22 milyon doları verdi! 22 milyon dolar veren kişi, o parayı oradan çekip getirse, geri alsa parasını ve TÜRKEN Vakfı da evet ya Türkiye ciddi bir sınavla karşı karşıya, bir sürü yoksul insan var, bir sürü işsiz insan var, o 22 milyon doları biz geri alalım getirelim Erdoğan’ın bağış kampanyasına verelim, 22 milyon dolar da Amerika’dan gelmiş olsun, o bağışı buraya getirelim buraya verelim dese...

İsmail KÜÇÜKKAYA- O bağışı yapanın kim olduğunu biliyor musunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bağışı yapanın kim olduğunu bilmiyoruz çünkü Amerika’daki temsilcimiz rakamları alabiliyor. IRS isimleri vermiyor. Yani oradaki Gelir İdaresi Başkanlığı isimleri vermiyor. Ama gelen paraların hangi ülkeden geldiğini gösteriyor.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Saygı Öztürk bugün yazmış efendim, 54 milyon dolarlık bir bağış toplam. Sizin ifade ettiğiniz gibi 22 milyon dolarlık bir bağış yapılmış bir de, toplam 54 milyona çıkmış. Burada efendim şimdi Sabah Gazetesi de bugün, gün birlik, beraberlik ve kardeşlik günü manşetiyle çıkmış. Erdoğan’dan belediye başkanlarına Korona Virüsle mesajı bakın. Sayın Erdoğan da tabi Korona nedeniyle bir önlem alıp bu şekilde video konferans aracılığıyla konuşmuştu. Ne dersiniz gün birlik, beraberlik ve kardeşlik günü. Sayın Cumhurbaşkanının sözlerine ne dersiniz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Doğrudur gün birlik, beraberlik, kardeşlik günüdür. Biz zaten öyle yapıyoruz, zaten o çerçevede hareket ediyoruz. Bütün önerilerimizi o çerçevede yaptık. Fedakarlık dönemidir dedik. Fedakarlık yapması gerekenlerin fedakarlık yapması gerekir dedik. Elbirliği, işbirliği yapılması gerekir dedik. Merkezi hükümetle yerel yönetimlerin işbirliği yapması lazım. Yerel yönetimler kendi beldelerini çok daha iyi tanıyorlar. Bunları kalkıp da suçlamak, yok "paralel devlet " diye suçlamak kadar abes bir şey yok. Ne paralel devleti kardeşim, nereden çıkardın! Belediye başkanı zaten Ankara’nın dışına çıkmaz ki. Efendim Kızılcahamam Belediye Başkanı Ankara’ya müdahale etmez, Çankaya’ya veya Keçiören’e müdahale etmez. Kızılcahamam’da bakacak yoksul varsa yardım edecek, birisi getirip ya ben 10 koli hazırladım bunu götür fakirlere dağıt derse alacak fakirlere dağıtacak. Yani bu belediyelerin zaten görevidir. Bunu yapmak zorundadırlar. Yasalar bunu öngörüyor.

Dolayısıyla birlik ve beraberlik varken toplumu kutuplaştırmak, ayrıştırmak ve yok merkezi hükümet, yok yerel yönetim, yok sen para toplama parayı ben toplayacağım yok sana bağış kimse yapmasın senin banka hesaplarına el koydum... Ne yaparsanız yapın, ben bu milletin ferasetine güveniyorum. Ne yaparsanız yapın, ben bu milletin sağduyusuna güveniyorum.

Bakın bizim hiçbir önyargımız yok. AK Partili kardeşimize de, MHP’li kardeşimize de, Saadetli kardeşimize de yani hangi partiden olursa olsun hiçbir belediye başkanımız ayrım yapmıyor. Belediye başkanı olurken, aday olurken dedim ki "seçildiğiniz günden itibaren yakanızdaki CHP rozetini çıkaracaksınız, Türk Bayrağı koyacaksınız buraya, Türk Bayrağı rozeti taşıyacaksınız." Bakın biz bu kadar önyargısız hareket ediyoruz. Bu kadar ülkemizi seviyoruz, insanımızı seviyoruz, elbirliği, işbirliği yapmak istiyoruz. "Hayır sen dur, birlik ve beraberlik..." Peki ben niye duruyorum kardeşim? "Hayır sen yardım yapma, yardımı ben yapacağım..." Yap kardeşim o zaman yardımı! Yapamıyorsun, yardım yapacak kişiyi bulamıyorsun! Yapacağın yardım da bin lira. 12 ayda yapacağın bütün yardım bin lira, 2 milyon aileye bin lira. Bin lira nedir Allah aşkına, 21.yüzyıldayız? Sonra birlik, beraberlik. Ben birlikten, beraberlikten yanayım. Bu salgının yani Covid-19 virüsünün yarattığı salgının en az hasarla atlatılmasını istiyorum. O kadar çok hata yaptılar ki, bunları saymıyorum. Yani bugün bunlar sayılacak durumda değil. Yani o ortamda değil. Ama bizim hep beraber işbirliği yapmamız lazım.

Bakın fedakarlık diyorlar. En açık, en net fedakarlık yapacak grubu söyledim. Devletten milyarlarca dolar ihale alanların, dolar bazında garanti alanların en azından alacağı parayı bir yıl ertele kardeşim, ben paradan vazgeç demiyorum, bir yıl ertele. Bakın bunlardan hiç ses çıkmıyor. Ziraat Bankası yardım ederim diyor, Merkez Bankası yardım ederim diyor, Vakıflar Bankası yardım ederim diyor. Siz niye yardım etmiyorsunuz kardeşim? Biz de bir yıl alacağımızdan vazgeçiyoruz deyin. Milyarlarca dolar para aldınız, bir yıl vazgeçin ne olacak yani? Ben bir yıl vazgeçin de demiyorum bir yıl erteleyin diyorum. O parayı alın ihtiyaç sahiplerine kullanın.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Sayın Kılıçdaroğlu, bir de şöyle bir mesele var. Şimdi biz sağlık çalışanlarına teşekkür ediyoruz, alkış tutuyoruz. Onlara ne dersiniz efendim, onlar için ne öneriyorsunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Efendim sağlık çalışanları İsmail Bey, aslında günümüzün kahramanlarıdır. Aslında onlar her zaman kahramandı. Onlar her zaman canımızı emanet ettiğimiz, sağlığımızı emanet ettiğimiz kahramanlardı. Hasta bakıcısından tutun, hastaneyi temizleyen işçiden tutun doktoruna kadar, rektörüne kadar, anabilim dalı başkanına kadar hepsine şükran borçluyuz. Sonuçta sağlık bizim hayatımızın vazgeçilmez bir alanıdır ve bu alan içinde görev yapan herkese de saygı duymamız lazım. Bu süreç içinde en büyük yükü çeken, en büyük sıkıntıyı çekenler onlardır. Bunlara en azından maddi olarak bazı avantajların sağlanması gerekir dedik o sağlandı doğru. Ama bir şey daha var İsmail Bey, o da çok önemli aslında. Sağlıkta şiddetin önlenmesi gerektiğini hemen hemen her ortamda, her yerde hekimler, sağlık çalışanları dile getirdiler. Sağlıkta şiddet sonucu hayatını kaybeden, öldürülen doktorlar var. Dolayısıyla dedim ki ben Erdoğan’a çağrı yaptım, "alkışlıyoruz doktorları, alkışlıyoruz sağlık çalışanlarını, bunların bir talebi var sağlıkta şiddeti önlemek için bir yasal düzenleme. Tek cümlelik bir yasal düzenleme, getirelim bunu parlamentodan oy birliğiyle çıkaralım. Siz getirin biz getirmeyelim, siz yapın biz yapmayalım. Biz el kaldıralım, hep beraber parlamentodan 600 milletvekilinin oybirliğiyle çıksın. Böylece sağlık çalışanlarına gerçekten parlamentonun saygı duyduğu o zaman çıkmış olur ortaya." Bunu söyledik. Bu da karşımızda bir duvar var ondan sonra hep beraber birlik, beraberlik, kardeşlik edebiyatı var maalesef.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Sayın Kılıçdaroğlu bir soru daha. Şimdi bugün Abdülkadir Selvi yazmış, sizin kurmaylarınızla da konuşmuş. Dün Ciner grubunun internet sitesinde Muharrem Sarıkaya da yazmıştı, hala duruyor şimdi. Siz şimdi bu infaz düzenlemesi var ya efendim. Bunun da partiler arasındaki işbirliği ve müzakereler sürerek genişletilmesinden yana bir tavır takınıyormuşsunuz. Bunu bir değerlendirir misiniz efendim? Mesela kadına şiddet, çocuğa şiddet, cinsel suç, uyuşturucu ve mesela demokrasi meselesi var burada. Gazeteciler, mesela siyasiler. Bunu bir değerlendirir misiniz bize oradaki yaklaşımınız nedir?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi şöyle, hapishaneler tıka basa dolu doğru. Haklı haksız yatan bir sürü insan var, o da doğru. İnsanların işte 10 kişilik yerde 30 – 40 kişinin sırayla uyduğunu, sırayla yattığını, sırayla yemek yediğini biliyoruz. Bu da hayatın acı bir gerçeği olarak karşımızda duruyor. Bir infaz yasası düzenlemesi yapalım dediler, yapabilirler tabi yani iktidar bu konuda bir düzenleme yapabilir.

Şimdi baştan kendilerine dedik ki, biz uyuşturucu baronlarına biz af istemiyoruz. Özellikle fakir ailelerin çocuklarını uyuşturucuya alıştırıp sonra bunları torbacı olarak kullanıyorlar, bunları asla af kapsamına almayın. Kadına şiddet ve tecavüz vakalarıyla ilgili olarak da tavrımızı koyduk ortaya. Evet bu tavrı onlar da benimsediler, onlar da kabul ettiler. Ama bu arada şunu da söyledik, şimdi şöyle bir uygulama var. Daha doğrusu bu bu şekliyle çıkarsa şöyle bir garabet var. Diyelim ki, birisi yolsuzluk yaptı rüşvet veya irtikap suçundan 6 yıl mahkum oldu. 6 yıl mahkum oluyor ama bir gün bile hapishanede yatmayacak. Ama bir gazeteci yazı yazdı o da 6 yıla mahkum oldu. 3 yıl 6 ay hapiste yatacak. Şimdi bu adalet mi? Yazı yazdı bu adam; rüşvet yemedi, irtikap yok, yolsuzluk yok. Yazı yazıyor 3 yıl 6 ay yatıyor, ama rüşvet alsaydı, yolsuzluk yapsaydı irtikap olsaydı hiç hapishanede yatmayacaktı. Şimdi bu tür şeyler var haksızlıklar var. Ama şunu da söyleyeyim yani AK Parti Grup Başkanvekilleri bu konuda belli duyarlıkları koruyorlar. MHP’nin Grup Başkanvekilleri de belli duyarlıkları koruyorlar. Biz bütün partilerin bir araya gelip komisyonda görüşmeden önce son şeklinin verilmesinden yanayız. Artı bakın bir şey daha söyleyeyim, gazeteciler hapiste, avukatlar hapiste, askeri öğrenciler hapiste, erler hapiste, akademisyenler hapiste. Şimdi bunların çıkması lazım. Yani bunlar hapiste olursa siz ülkemizde demokrasi vardırı anlatamazsınız böyle bir şey olmaz.

Dolayısıyla biz düşünce özgürlüğü dolayısıyla insanların hapiste tutulmalarını istemiyoruz. Allah’ın verdiği en değerli şey akıl. Aklımızı kullanarak belli düşüncelerimizi ifade etmişiz. Yanlıştır, doğrudur, katılırlar, katılmazlar. Elimize silah almadığımız sürece, birisine hakaret etmediğimiz sürece, birisini dövmediğimiz sürece, yani şiddet kullanmadığımız sürece düşünce özgürlüğünün önündeki engellerin kalkması lazım, 21.yüzyıldayız biz. Ben bunları söylediğim zaman eleştiri de geliyor ama önemli değil. Biz her türlü eleştiriye açığız zaten. Eleştirilere de saygı duyarız. Önemli olan şu, eğer bir yasal düzenleme getiriyorsanız içinde adalet barınması lazım, adaleti barındırması lazım. Adalet varsa o zaman gelir parlamentodan geçer, herhangi bir sorun da kalmamış olur.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Efendim çok teşekkür ediyorum katılımınız için eksik olmayın, sağ olun. Biz tabi Barış Pehlivan, Barış Terkoğlu, Murat Ağırel gibi gazeteci arkadaşlarımızın da bu kapsamda derhal özgürlüklerine kavuşmalarını, mesleklerini yapmalarını dört gözle bekliyoruz onları seven meslektaşları olarak.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Onların tutuklanmaları zaten başlı başına bir hata.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Evet. Şimdi efendim burada dikkat çekici bir husus daha var. Daha evvel mesela biz gazetecilerin benim de başımda olduğu için söylüyorum aldığımız cezalarda yatarı olmayan bazı cezalar vardı. Avukat Ece Güner Toprak dikkat çekiyor buna efendim, tweet atmış şimdi, bakın diyor ki, TCK 299/301/216 -kurmaylarınıza bir talimat verip araştırırsanız efendim- bugüne kadar yatarı olmayan bu maddelerle ilgili bundan böyle aynı olayda biz ceza alırsak yatarı olur hale geliyormuş. Yani burada da gizli ya da ihmali olan bir husus var. Efendim çok teşekkür ediyorum. Son bir sözünüzü alarak size de katılımınız için çok teşekkür ediyorum. Son söz sizin buyurun.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Son söz efendim, biz vatandaşlarımıza şunu söylüyoruz bütün vatandaşlarıma, hangi partiden, hangi görüşten, hangi kimlikten, hangi yaşam tarzından olursa olsun adalet istiyoruz. Fedakarlıkta da adalet istiyoruz. Yoksulun fedakarlık yapacak hali yok. Devletten milyonlarca lira para alan, garanti alan, dolar bazında alan bu kişilerden de fedakarlık bekliyoruz. Kardeşim bir yıl para almayın veya devlet ertelesin bunları. Dolayısıyla fedakarlıksa fedakarlığında adalet içinde olması lazım. Dünyanın temeli adalettir. Adaletin olduğu yerde de huzur vardır. Bu süreci de eminim atlatacağız. Hiç kimse umutsuzluğa kapılmasın, nasıl Mart’ın sonu bahar olduysa emin olun göreceksiniz Türkiye aydınlığı yakalayacaktır. Her vatandaşımız huzur içinde olsun, her vatandaşımız bereketli bir Türkiye’yi, üreten bir Türkiye’yi düşünsün. Biz de düşünüyoruz ve bunu yapmaya da kararlıyız.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Efendim çok teşekkür ediyorum Sayın Kılıçdaroğlu sağ olun, var olun. Sevgili izleyenler 3 Nisan’da İsmail Küçükkaya’yla Demokrasi Meydanında böyle özel bir manşet attık. Pazartesi sabahı 7.45’te görüşmek üzere, hafta sonu da evden dışarıya çıkmıyoruz.