YAZARLAR

  • BIST 100

    110.115%2,03
  • DOLAR

    5,7773% -0,21
  • EURO

    6,4600% 0,16
  • GRAM ALTIN

    273,64% -0,53
  • ÇEYREK ALTIN

    451,506% -0,53

Adana

13.12.2019

  • İMSAK 06:10
  • GÜNEŞ 07:36
  • ÖĞLE 12:38
  • İKİNDİ 15:08
  • AKŞAM 17:29
  • YATSI 18:50
  • Cuma 16 ° / 10 ° Sağanak
  • Cumartesi 17 ° / 11 ° Fırtına
  • Pazar 18 ° / 9 ° Fırtına

Yükleniyor

Yükleniyor

Yükleniyor

İmamoğlu, “Kanal İstanbul, Cinayet Projesidir”

“İstanbul Deprem Çalıştayı”nda konuşan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Kanal İstanbul” projesine yüklendi.

İstanbul’un önündeki en büyük felaketlerden deprem konusunun ele alındığı “Deprem Çalıştayı”, İstanbul Kongre Merkezi’nde başladı. Konunun tüm bileşenlerinin katılımıyla gerçekleştirilen ve 2-3 Aralık tarihleri arasında gerçekleştirilecek çalıştayda ilk konuşmayı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Deprem Risk Yönetimi ve Kentsel İyileştime Daire Başkanı Tayfun Kahraman yaptı. Kahraman’ın ardından mikrofonu alan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, İstanbul’un, etkilediği yerleşimler nedeniyle dünyanın en fazla risk oluşturan deprem fay hatlarından birinin üzerinde kurulmuş olduğunu vurguladı. İmamoğlu, bu çalıştayda kentin net bir yol haritası çıkarmak için bir araya geldiklerini belirtti. Geçmiş dönemde İstanbul’da işlerin ya hiç yürümediğini ya da olması gerektiği gibi yürümediğini kaydeden İmamoğlu, “İşlerin durmasının veya durma noktasına gelmiş olmasının elbette çeşitli nedenleri var. Ama en önemli neden ‘Biz’ değil ‘Ben” diyen yönetim şekli, “Ben bilirim” yaklaşımıdır…

Milletin sesine ve iradesine kulak tıkayan anlayıştır. Bu nedenle, yönetime geldiğimiz günden beri ortak aklı harekete geçirecek bir yönetim için yola çıktık. Hayatın her alanıyla ve Istanbul’un her ihtiyacıyla ilgili çalıştaylar yapmaya başladık. Konunun ilgililerini, uzmanlarını, ortaklarını ve faydalanıcılarını bir araya getiriyoruz” dedi.

“BUGÜNE KADAR YAPTIĞIMIZ ÇALIŞTAYLARIN EN ÖNEMLİSİ”
Şehrin yapboz alanı olmaması gerektiğini ifade eden İmamoğlu, bu nedenle demokratik katılımı, aklı ve bilimi rehber edindiklerini vurguladı. Etkinliğin önemine, “Bugüne kadar yaptığımız çalıştayların en önemlisi” sözleriyle dikkat çeken İmamoğlu, “Çünkü, bir belediye yönetiminin ve bir belediye başkanının birincil görevi, o şehirde yaşayan her bir yurttaşın can ve mal güvenliğini sağlamaktır. Yani önce can, sonra mal. Diğer bütün alanlardaki ihtiyaçlar, projeler ve hizmetler ancak ondan sonra gelebilir. Öte yandan öyle bazı alanlar vardır ki, o alanlarda ne yaptığınız, ne kadar çaba harcadığınız veya neleri başardığınız çoğu kez anlaşılmaz. Çok bilinmez. Çok önemsenmez. Doğrusu o alanlarda harcağınız emeğin, zamanın ve kaynağın siyasette oya tahvil edilmesi de mümkün değildir. Deprem ve afete hazırlık alanı da işte o alanlardan biri.

Ancak ve ancak bir depremle veya afetle karşılaştığınız zaman, daha önceki hazırlıklarınızın ne denli önemli, ne denli stratejik olduğu ve ne denli hayat kurtarıcı olduğu anlaşılır. Belki de bu yüzden siyasetçiler, özellikle de popülist siyateçiler bu alanları pek önemsemezler, pek çaba harcamazlar. Aynen küresel ısınma ve karbondioksit salınımı meselesini de önemsemedikleri gibi. Biz o tür siyasetçilerden değiliz” diye konuştu. Beylikdüzü Belediye Başkanlığı döneminde deprem konusunda yaptıkları çalışmalara değinen İmamoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“BU ŞEHRİN EN ÖNEMLİ RİSKİ DEPREMDİR”
“Biz başımızı kuma sokamayız. Sokmayacağız. Bu şehrin en önemli riski depremdir. Ve bu risk öyle küçük bir risk değildir. Üstelik bu risk sadece İstanbul’un de riski değildir. Tüm Türkiye’nin riskidir. Hayatın duracağı, ekonominin büyük hasar alacağı bir büyük kaos ve ulusal felaket ihtimalinden bahsediyoruz. Hali hazırdaki 1.2 milyon yapının karşın karşıya olduğu büyük bir riskten bahsediyoruz. 48 bin binanın ağır hasar göreceği ve onbinlerce civarında vatandaşımızın hayatını kaybedebileceği bir riskten bahsediyoruz. Bu nedenle yeni yönetim olarak, İstanbul’u afetlere ve özellikle depremlere dayanıklı bir şehir haline getirmek bizim öncelikli hedefimiz. Uluslararası ve ulusal ölçekteki tüm bilimsel çözüm önerilerini dikkate alarak bir yol haritası üretmek en somut amacımız. Bilimsel veriye dayanan ve ilgili tüm paydaşların görüşlerini dikkate alan bir yaklaşım bulmak ve harekete geçmek istiyoruz.”

İstanbul’a deprem konusunda çok zaman kaybettirildiği saptamasında bulunan İmamoğlu, “Bir toplum bu denli büyük bir riskin altındayken nasıl bu kadar vurdum duymaz olunur; aklım almıyor” dedi. Daha fazla vakit kaybetmek istemediklerini vurgulayan İmamoğlu, “Üniversitelerin, enstitülerin, sivil toplum kuruluşlarının, merkezi ve yerel kamu kuruluşlarının hepsi; yetkileri, eğitimleri ve uzmanlıkları ölçüsünde bu sürece katılmalıdır. Önleyici ve rehabilite edici tüm süreçlerde herkes yer almalıdırlar. Çünkü bu bir seferberliktir” diye konuştu.

“SINIRLI BİR BÜTÇENİZ VARSA, NASIL HARCARSINIZ?”
Deprem gibi yakıcı bir konu varken, “Kanal İstanbul” projesinin gündeme getirilmesini eleştiren İmamoğlu, “Tüm İstanbullulara sormak isterim: Sınırlı bir bütçeniz varsa, o bütçeyi nasıl harcarsınız? Aile fertlerinizi doyuracak gıdayı almakta zorlanıyorsanız. Çocuklarınızı iyi ve sağlıklı bir biçimde beslemeye ve okutmaya yeterli geliriniz yoksa. Evinize gereksiz ve lüks bir mobilya almak için borca girer misiniz veya bankadan borç alıp tatile gider misiniz? Bir aile, bir baba, bir anne olarak kendi bütçenizi harcamayı planlarken neleri önemsersiniz? Eğer esnafsanız, tüccarsanız, iş adamıysanız nasıl davranırsınız? Akıllı birer esnaf, tüccar veya akıllı iş adamı olarak kazandıklarınızla yat kat mı alırsınız? Yoksa şirketinizin hayatta kalmasını sağlayacak yatırımlara mı yönelirsiniz” şeklinde sorular yöneltti. Bu sorulara verilecek cevapların belli olduğunu belirten İmamoğlu, şunları söyledi:
“UCUBE PROJE!”
“Göller, havzalar, tarım alanları, yaşam alanları, yer altı suyu sistemi ve şehrin tüm ulaşım sistemi projeden kritik şekilde etkileniyor. Tarım arazilerinin yok olması bir yana, İstanbul Boğazı ile yeni açılacak kanal arasına oluşacak olan adaya 8 milyonluk bir nüfusun hapsedilmesi gibi bir durum ortaya çıkıyor. Bu ucube projeyle, ülkenin deprem riski en yüksek bölgesine 8 milyon hapsedilmiş olacak. Deprem anında bu denli yüksek bir nüfusu başka bir coğrafyaya nakledecek hiçbir devlet yoktur dünyada. Bu nasıl bir projedir Allah aşkına? Bu neyin aklıdır? Bakın konuşulan projedeki kanal yaklaşık 45 kilometre uzunluğunda, 20,75 metre derinliğinde ve en dar yerinde 275 metre genişliğinde bir kanal. Sazlıdere ve Terkoz Havzaları içinden geçen bir kanal. Yani proje Sazlıbosna ve Terkoz Havza Alanlarını yok ediyor. Yer altı suları ve Terkoz Gölü’nün tuzlanması riski taşıyor. İstanbul’un içme suyu ihtiyacı için müthiş bir tehdit oluşturduğu net olarak anlaşılıyor. Tek başına bu bile, bu projenin yapılmaması için yeterli bir gerekçedir! İstanbul halkı deniz suyu mu içecek? Öte yandan proje bölgeye 1,1 milyon yeni nüfus getirecek.

Yani 6 adet Beşiktaş veya 5 adet Bakırköy ilçesi nüfusu büyüklüğünde yeni nüfus eklenecek. Bu proje yüzünden 3.4 milyon yeni yolculuk oluşacak. İstanbul trafiği en az yüzde 10 artacak. 23 milyon metrekare orman alanı, 136 milyon metrekare tarım alanı yok olacak. Sazlıdere Barajı kalmayacak. Devlet Su İşleri (DSİ) bu yüzden projeye olumsuz raporu verdi. Rapora göre su ihtiyacını karşılayan havzaların yüzde 29’u yok olacak. Kanal inşaatı ile birlikte devasa hafriyat oluşacak. TMMOB raporuna göre 2.1 milyar metrekğp hafriyat çıkacak. İstanbul trafiğine günlük 10 bin hafriyat kamyonu katılacak. Hafriyatın nereye döküleceği belirsiz! Çıkan hafriyat, örneğin; Güngören-Esenler-Bağcılar ilçelerinin üzerine dökülse bu ilçeler yaklaşık 30 metre yükselecek.”

“BU PROJE BİTTİĞİNDE, İSTANBUL BİTMİŞ OLACAK”
Kanal İstanbul’a harcanacak para ile ülkede birçok cazibe merkezi şehir, fabrika, okul ve iş imkanları yaratılabileceğine dikkat çeken İmamoğlu, “Açlık sınırındaki milyonlarca yurttaşımızın kendi yaşadıkları kent ve köylerinde istihdam edilebileceği bir diğer konudur. Özetle bu proje İstanbul’a bir ihanet projesi bile değildir. Resmen bir cinayet projesidir. İstanbul için gereksiz bir felaket projesidir. Bu proje bittiğinde İstanbul bitmiş olacak. Bu şahane şehir yaşanamaz bir kent olacak. Temiz hava, su altyapı trafik açısından çözülemez sorunlarla başbaşa kalacaktır. Ne boğaz geçişi, ne deniz deniz trafiği geçişi, ne de ekonomik olarak böyle bir ihtiyaç söz konusu değildir. Sadece yeni rant alanları yaratmak uğruna hazırlanmış, yol açacağı yıkıcı sonuçlar hiç düşünülmemiştir. Birileri para kazanacak diye bu kadim şehrin doğal çevresinin, yaşam alanlarının ve su havzalarının yok edilmesine izin veremeyiz, vermeyeceğiz. Sizlerin uzmanlığı, duyarlığı ve cesareti ile yanlışları önleyeceğiz.”(VŞ)

Haber Kaynak : HABER MERKEZİ