YAZARLAR

  • BIST 100

    100.874%-0,56
  • DOLAR

    5,6938% -0,12
  • EURO

    6,2974% -0,30
  • GRAM ALTIN

    274,91% -0,13
  • ÇEYREK ALTIN

    453,6015% -0,13

Adana

18.09.2019

  • İMSAK 04:55
  • GÜNEŞ 06:16
  • ÖĞLE 12:38
  • İKİNDİ 16:07
  • AKŞAM 18:51
  • YATSI 20:06
  • Çarşamba 28 °C / 20 °C Güneşli
  • Perşembe 27 °C / 19 °C Güneşli
  • Cuma 27 °C / 20 °C Güneşli

Yükleniyor

Yükleniyor

Yükleniyor

SORUN ´EVET´ VE ´HAYIR´ İLE SINIRLI DEĞİL

Böyle bir referandumun yapılıyor oluşu bile Türkiye´de artık yukarıda sözünü ettiğimiz olumsuz dönüşümlerin ne noktaya taşındığının kanıtı olarak görülmelidir. 16 Nisan oylaması nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, Türkiye şu anda bile başkalaştırılmış durumd

Ulusal Türk Devleti daha açıkçası bunun temellerini oluşturan   Türkiye Cumhuriyeti ve ulusal yapımız, içten ve dıştan gelen baskı ve saldırılar nedeniyle ?dönüştürülmekte´ uzun bir süredir. Nerede ise 2. Dünya Savaşı´ndan bu yana. Atatürk Türkiyesi´nin temel kazanımları, siyasal kurumları ve güvenlik stratejileri ile ilgili hedefleri, halkımızın toplumsal öncelikleri ve ekonomi başta olmak üzere tüm yaşam alanları sarsıntıya uğratılmakta. Ülkenin ulusal egemenlik duyarlılığı, ülkesi ve ulusu ile bölünmez bütünlüğü her geçen gün yeni tehditler ile karşı karşıya kalmakta, daha da önemlisi bu alanlardaki savunma bilinci giderek zafiyete uğratılmaktadır.

Denilebilir ki tüm bu gelişmeler büyük ölçüde dünya koşullarındaki değişimler nedeniyle peşpeşe yaşanmaktadır. Yeryüzünde son 70 yıldır halkların topyekün sorunları benzer biçimde sonuçlara yönelmiştir. Nice imparatorluklar yıkılmış, Soğuk Savaş nedeniyle halkların egemenlik ve güvenlik kavramları, işleyişleri ve coğrafi bölünme ve bölüşümler yön değiştirmiştir.  Türkiye de bundan payını kaçınılmaz olarak almak durumunda kalmıştır!

Gerçek bu sav ile tümüyle çelişmektedir ülkemiz ve ulusumuz açısından. Atatürk Türkiyesi 70 yıl önceki konumu çerçevesinde bu çalkantılardan bu denli etkilenecek bir ülke değildi. Klişe deyimi ile ?Yedi Düvele karşı koymasını bilmiş? ulusal güçlerin savaşımları  ile çöken bir imparatorluğun yıkıntı ve külleri üzerinde benzersiz bir ulus yapısı, buna yaşam katan Cumhuriyet rejimi yaratılmıştı. Nice ezilmiş halklara örnek ve ilham oluşturan, saygınlığı tartışılmaz bir zafer kazanılmıştı.

Son yıllarda daha çok hızlanan, daha doğrusu hızlandırılan bu ?dönüştürme? sürecinin en kritik bir aşamasını yaşamaktayız bugünlerde.  ?Ara rejim dönemleri? diye nitelenen ve laik cumhuriyet rejimine, bunun yanısıra  anayasal düzene karşıt akımların etkisiz bırakılması girişimilerinin yarardan çok yıkım getirmiş olma durumu, ülkede tehlikeli ?popülizm? akımlarının güçlenmesine neden oldu. Parlamenter demokrasinin ve anayasada yer alan ?Güçler Ayrılığı? ilkesinin siyasal iktidarları anayasal denetim altında tutma amacını güden hükümlerinin, salt oy ve parmak gücüne dayalı, yapay ve temelsiz bir ?halk iktidarı? yanılsaması karşısında etkisiz kılınma girişimleri güç kazandı. Ulusal iradeyi aslında dönemsel oy üstünlüğü taşımasına rağmen süreğen biçimde çoğunluk sultası olarak kullanma hesapları baskın hale getirildi. Anayasa´da yer alan  ve kurumsal temelde  işletilen her türlü denetim yetkisi, ?vesayet? adı altında kötülendi, geçersiz kılndı. Tek iradenin sadece halkın oyları ile kurulabileceği ancak diğer her türlü denetimin ve bunun temelini oluşturan kural ve kurumların bu iradeye karşı gelmek olduğunu ileri süren savlar, sonuçta bir fiili durum yaratılarak baskıcı ve otoriter bir rejimin kurulmasına yol açan bir yöntem olarak benimsendi.

Dönüştürme süreci kimi zaman konjonktürel kimi zaman da tasarlanmış hamleler ile hızlandırıldı. Son 15 yıldır uygulanan AKP iktidarının yöntemleri sonucu ülkeye önce ?paralel devlet yapılanması!´ garabeti yaşatıldı. Her ne kadar daha sonra FETÖ mazereti  yaratılsa da başlangıçta  siyasal güç, gayrimeşru odaklarla paylaşıldı. Kamu gücünün gerçekte kimin elinde olduğunun bilinemediği  bu süreçte  etnik ayrışma ve silahlı ayaklanma ortamına göz yumuldu, Ergenekon davaları ile Türk Silahlı Kuvvetlerinin ayarları ile oynandı, bünyesi içinde acımasız tasfiyeler sahnelendi. Dış politikada ve güvenlik stratejilerinde sivilleşme maskesi altında tam bir başıboşluğa yelken açıldı. Komşularla sıfır sorun hedefi ortaya konuldu ama Türkiye, Ortadoğu´da sahnelenen emperyal senaryoların başarısız aktörü konumuna sokuldu. Dahası Suriye bataklığında ABD ve Rusya arasında askeri anlamda da savrulan ve itibarsızlaştırılma tuzağına çekilen bir ülke haline getirildi.

Kontrolsüzlüğe, her türlü anayasal denetimin kaldırılmasına  endekslenen  bir siyaset anlayışı parlamentonun işlemez hale getirilmesi açısından egemen kılındı. Parmak sayısına dayalı olarak iktidar gücünü temsil edenlerin yolsuzluklarına geçit verildi. Bu süreçte tüm kusur, Cumhuriyet rejiminin vazgeçilmezi olan TBMM´nin işlevsizliği tezine kanıt olma adına parlamenter rejime yüklendi. Cumhurbaşkanının doğrudan halk tarafından seçilme uygulaması bir fırsat olarak görüldü ve ?tek yetkili adamla? her sorunun çözülebileceği yanılsaması adeta bir kural haline sokulmak istendi. Sonuçta yürürlükteki Anayasa açıkça ihlal edilerek ve hatta bu ihlal açıkça itiraf da edilerek Türk Tipi adı verilen başkanlık rejimi fiilen işletilmeye başlandı. Bu yoldan Türkiye Cumhuriyeti, kurumsal işleyişlerin güvencesi altında yol alan ve köklü parlamenter rejim geleneklerine, deneyim ve kazanımlarına  dayalı bir ülke olmaktan çıkarıldı. Ölçüsüz derecede siyasallaştırılan daha sonra kişiselleştirilen yargı, yasama ve yürütme erklerinin insafına terkedilen bir yönetim modeline dönüştürüldü.

16 Nisan günü sandığa gidildiğinde artık pervasızca işletilmeye başlanan  fiili başkanlık rejimine, bu projeninin mimarlarınca beklenen oy üstünlüğü ile sadece kılıf hazırlanmış olacaktır. Bu kadar da değil. Eğer oylama sonucu istenilen değişiklikler gerçekleşir ise yeni düzen 3 Kasım 2019 tarihinde birlikte yapılacak başkanlık ve meclis seçimleri ile birlikte tümüyle işlemeye başlayacak. O zamana kadar bugün yaşanmakta olan fiili durum sürüyor olacak. Yürürlükteki Anayasa´nın açık ihlali durumu olan bu tablo halkın kendi oyları ile kabullenilmiş olacak.

Anayasa değişiklik teklifinin mecliste kabulünden bu yana Referandum konusu olarak sandığa götürülen maddelerin içeriği tartışılmakta. Kurulmak istenilen rejimin ulusal çıkarlarımız ve dahası Cumhuriyet rejiminin geleceği açısından ne sakıncalar taşıdığı anlatılmakta. Türkiye Cumhuriyeti´nin ve onun güvenceleri altında yaşayan ulusumuzun nasıl bir belirsizliğe ve hatta kaosa sürüklenmekte olduğu ayrıntıları ile ortaya serilmekte. Bu girişimin Türkiye´de Cumhuriyet rejiminin fiilen sona erdirilmesi, parlamenter ve diğer tüm anayasal denetim mekanizmalarının işlemez hale getirilmesi hedeflerinin yanı sıra, Cumhuriyet rejiminin teminatı altındaki ulusal birlik ve bölünmez ülke işleyişlerini de ortadan kaldırma hesaplarıyla paralellik oluşturmakta olduğu açık açık vurgulanmakta. İşte bu bakımdan sandığa giderken şu gerçeği dikkate almamız gerekmekte:

Böyle bir  referandumun yapılıyor oluşu bile Türkiye´de artık yukarıda sözünü ettiğimiz olumsuz dönüşümlerin ne noktaya taşındığının kanıtı olarak görülmelidir. 16 Nisan oylaması nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, Türkiye şu anda bile başkalaştırılmış durumdadır. Hukukun üstünlüğüne dayalı hiç bir düzen, anayasanın fiilen ihlal edildiği koşullarda söz konusu eylem haline  meşruiyet kazandırılması girişimini sandık aracılığı ile olsa bile kabul edemez.  Yaşadığımız durum budur. Eğer sandıktan bu hukuk dışı duruma  onay çıkarsa, işte o zaman ülkenin ve ulusun hangi uçurumların kenarına sürükleneceği kaygısını şimdiden taşımalıyız. Eğer bu referandum sonucunda söz konusu  hukuksuzluk güçlü biçimde red edilirse, yani sandık´ta HAYIR çıkarsa,  o zaman bir onarım döneminin başlangıcı için bir işaret belirmiş sayılabilir. Sorun bununla da bitmeyecektir.  O zaman dahi halkın bir rejim değişikliğine onay vermeme kararına ragmen, süregelen fiili durumun ne biçimde bertaraf edileceği kuşkusu tümüyle giderilememiş olacaktır. Bu nedenle her koşulda Türkiye Cumhuriyetinin ve ulusal yapımızın, içten ve dıştan gelen baskı ve saldırılar nedeniyle ?dönüştürülmekte´ olduğu gerçeğini tam olarak kavrayıp, olayın Başkanlık Rejimi sorununun ötesine taşan yönleriyle de ele alınması gereken boyutlarına odaklanmalıyız.

 

Haber Kaynak : ÖZEL HABER